Neo-Psikanaliz, Türk Tipi Bağlanma ve Öteki

İnsan ayrılık üzere dünyadadır. Kesin ve sürekli ayrılıkların yazgısıyla yaşamak sandığı sürgüne devam eder; bir insandan başka bir insana, bir hikâyeden başka bir hikâyeye ve nihayetinde hakikat olan güzelliğe… Ayrılık aynı zamanda bir kopuşu da simgeler. Kopmak; herhangi bir yerinden ikiye ayrılmak, gövdeden ayrılmak, bütün ilişkileri kesip büsbütün ayrılmak, haşrolmak, parçalanmak ve en acı anlamı da şu sanırım: Çok ağrımak. İnsan dünyanın ağrıyan yeridir çünkü bir ağrıyla dünyaya gelmiştir ve gözünü açar açmaz başına gelen ilk eylem ayrılıktır. Bebek anneden kopar ve son nefesini verene kadar ayrılıklarla dünya uçurumundan aşağı yuvarlanır. Bebeklik dönemi olarak tanımladığımız 0-2 yaş aralığında çocuklar; fiziksel,…

Devamını Oku

Dünyayı Bekleyen Tehlike: Travmatik Yas

Ve umutlar sonsuzdur. Çünkü en büyük yaslar En büyük ölümlerden sonra tutulur. Edip Cansever, Tragedyalar.   İşte yine buradasın ölüm, evimizin aynı odasında. Odada sadece ikimiz varız, üç ayların başlangıcı, bir Cuma günü, pencere açık, odayı ezanlar ve bahar dolduruyor. 30 yıllık yol arkadaşımın, babamın gözleri kapalı. Ben de sıkı sıkı kapatıp açıyorum gözlerimi bu rüyadan uyanmak için ama olmuyor. Yatağın kenarına oturup elini tutuyorum, öpüp başıma koyuyorum. Yaşarken hiç boynuna sarılıp ‘’seni seviyorum’’ diyememiştim utancımdan ama seni çok seviyorum baba. 4 Şubat günü yakalandığını öğrendiğimiz pankreas kanseri 28 Şubat 2020’de yol arkadaşımı benden aldı. Ölüm, usta bir öğretici ve…

Devamını Oku

Ölümün Yakınlığı Üzerine

Eğer bu ölümse, ölümden korkmamalı. Onun güzel yüzünde, ölüm bile güzeldi. Francesco Petrarca   Dünya bir ayrılık istasyonu fakat biz bunu bir türlü aklımızda tutamıyoruz. Yüksek katlı binalara, filancayı makamında ziyaret etmeye, bol kameralı telefonlara aldanıp gerçek vatanımızı unutuyoruz. Bu renkli panayırın amacı da zaten bu: Ölümü düşünme, satın al ve tüket. Tükettikçe yaşadığımızı, mutlu olduğumuzu ve gerçek anlama kavuştuğumuzu düşünüyoruz fakat gerçek olan şu ki tükettikçe tükeniyor ve anlamdan uzaklaşıyoruz. Anlamdan uzaklaşmak gerçeklikten de uzaklaşmadır, bir nevi uyuşmadır. Nereden gelip nereye gideceğimizi, sonlu olan hayatımızı, aslında ne için yaratıldığımızı unutmaktır. İnsan unuttukça garip bir rehavete kapılıyor ve bu rehavet…

Devamını Oku

Pandemi Gevezeliği ya da Boş Boş Oturmak

Her şey çok hızlı gerçekleştiğinde kimse hiçbir şeyden emin olamaz, kendisinden bile. Milan Kundera   Queen’in 1991 yılında çıkan Innuendo albümünün o efsanevi kapanış şarkısı: The Show Must Go On1 (Şov Devam Etmeli). Freddie Mercury’nin yaşamının sonlarına geldiğini bilmesine rağmen sahneye çıkıp şovunu sürdürmesini  anlatır ve tüm dünyada ‘her şeye rağmen şov devam etmeli’ kalbının oluşmasına da neden olur. Savaşlar, çocuk ölümleri, kadın cinayetleri, acılar, açlıklar, felaketler her ne olursa olsun şov devam etmeli. Birileri sahneye çıkıp hiçbir şey olmamış ve olmayacakmış gibi konuşmalı, işini yapmalı, acı çekmemeli. Kapitalist düzen sahne ışıklarının sönmemesini; çarkın, gerekirse insan duygularını ve bedenini un…

Devamını Oku

Şiirin İyileştirici Yanı ve Şairin İlerleyen Kanseri

Böyle şiir olmaz, diyeceksin; biliyorum. Ama böyle dünya olur mu? Metin Eloğlu Şiir, insanla beraber sürüklenendir. İnsanlık tarihi boyunca yaşanan savaşlar, yağmalar, soykırımlar, fetihler ve aşklarla beraber şiir varlığını sürdürmüş; insanın yaşadıklarına anlam verebilmek için yazgısından sonra başvurduğu, çıkış aradığı bir ‘öte alem’ haline dönüşmüştür. Sadece et ve kemikten değil, yüce bir makamdan üflenmiş ruhla var olan insanın kalbinde taşıdığı cevher, duygularla örülmüştür. Bu duygular bazen alt benliğin karanlığından bazen de saflığın o göz kamaştırıcı ışıltısından oluşsa da kendilerini ifade etmek için hep sözün, sanatla biçim aldığı en yüce makama yani şiire başvururlar. Belirli aralıklarla; şiirin öldüğünü, en iyi şiirlerin…

Devamını Oku

Aklını Dinlemeyen Bir, Kalbini Dinlemeyen Bin

Yaşım yirmi altı. Sana kırk senedir aşığım. Bleda Yaman Canın yanıyor ve aklına gelen ilk kişi o. Oysa yıllar evvel sudan sebeplerle ve haksız yere (çünkü tüm dostların ve terapistin böyle söylüyordu) elini kolunu sallayarak ve bir daha arkasına dönüp bakmayarak çekip gitmişti. Her şey berbat ilerliyordu, seni o en çaresiz halinle, hayatta kimsen kalmamışken terk etmişti. Ama sen bugün canın yandığı için yine onu aramak, teselli etmese bile sadece orada olduğunu bilerek yaşına başına bakmadan uzun uzun ağlamak istiyorsun. Sadece canın yandığında değil; bahar geldiğinde, mezun olduğunda, iş bulduğunda, terfi aldığında, yeğenin doğduğunda, Sezen Aksu albüm çıkarttığında, erikler manav…

Devamını Oku

Yalnızlık ve Tek Başınalık

Bu tek başınalık sevimli değildir. Dayanıklılık gerektirir ve insanın gücünü yıpratır. İsmet Özel Sosyal yaşantılarımızda adım atacak yer kalmadı. Her yer kalabalık, derinlerden gelen bir uğultu var, kimse kimsenin ne söylediğini duymuyor ama herkes konuşmaya devam ediyor: Onu da tanıyorum, bunu da, geçen yaz tatilinde oradaydık, perdecilerin gelini değil mi o, yol geçecek oradan, evet değerlenecek, bize de bekleriz, yüzde yüz burslu bizimkisi, bu adamı da hiç sevmem, haftaya aynı saatte toplanalım yine… Bu uğultulu kalabalık hiç susmaz ve ne kadar tahammül ederseniz, hayatınız üzerinde o kadar tahakküm kurar.  Burada tek çıkar yol; dünyanın, insanın ve hatta kendi zihninizin gürültüsünden kurtulmak;…

Devamını Oku

Anadolu’nun Şiirdeki Gölgesi: Yahya Kemal Beyatlı

Bir gün Yahya Kemal’e “Neydi o eskilerin hayatı acaba? Nasıl yaşarlardı?” diye sormuştum. Gülerek “Gayet basit, dedi, pilav yiyerek ve Mesnevi okuyarak. Medeniyetimiz pilav ve Mesnevi medeniyetiydi.” Ahmet Hamdi Tanpınar Anneye hürmet hususunda aklımıza gelen ilk isimlerden biri olan Veysel Karani hazretleri şöyle der: ‘’Anne sözü dinlemek, insana Peygamber hırkası giydirir’’. Buradan hareketle; Yunus Emre ilahilerini sıcak yuvasında her dem taze tutan, Efendimizin yaşam öyküsü olan Muhammediye’yi serin yaz akşamlarında aile bireylerine makamına uygun bir biçimde okuyan Nakiye Hanım’ın da yavrusu Ahmet Agah’a şöyle bir öğüdü olur: ‘’Oğlum, dünyada iki insanı sev: Peygamber Efendimizi, bir de Sultan Murat Efendimizi!’’. Müslümanların…

Devamını Oku

Canımız Neden Sıkılıyor?

Tüm belalar, yalnız kalma yeteneğimizin olmayışından gelir başımıza. La Bruyère   Tabiata meydan okuyan, uzayda araba uçuran, gezegenlere şehir kurmaya başlayan ve teknolojiyi putlaştıran insanın çaresiz kaldığı bir salgınla baş başa kaldık. Sosyal, doğal, matematiksel ve uygulamalı bilimlerin o destansı birikiminin bize önerdiği tek şey virüsten kaçın ve evlerinizden çıkmayın oldu. Atalarımızın doğada vahşi bir hayvan gördüğünde vermiş olduğu savaş, kaç ya da don tepkileri bugün o muhteşem pozitivist anlayışın bize sunduğu tek çare. Üstün insanın tarih boyunca ilerlemesi, gelişmesi, doğaya hakim olması tam olarak böyle bir şey miydi? Birbirinden kıymetli bilim insanlarımız elbette ki Koronavirüs salgınına karşı laboratuvar ortamlarında…

Devamını Oku

Koronavirüs’ün Travmatik Etkilerini Önleme Yolları

Toplulukların ve fertlerin karşısına bazı zamanlarda büyük sınavlar çıkar, aşılması güç gibi görülen engeller, çözümsüz duran sorular. Bu zorluklar bazen savaş, salgın hastalık, doğal afetlerden kaynaklanırken bazen de görece daha basit ve şahsi olaylardan (boşanma, ayrılık, işsizlik vb.) kaynaklanır. Fakat her iki durumda da insan kendisini büyük bir çaresizliğin ve umutsuzluğun içinde bulur, yoğun bir stres ve kaygı sıtmasına tutulur. Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını düşünen insan bu yoğun stresli duruma karşı atalarından miras aldığı; savaş, kaç ya da donakal taktiklerinden birini uygular ve seçeceğimiz bu taktik bizim nasıl bir hayat yaşayacağımızı ya da bu dünyada nasıl bir iz…

Devamını Oku