Hayatla her anlaşmaya varan, varamayanın kederini artırır, onun garipliğine bir ilmek daha atar. Şule Gürbüz, Coşkuyla Ölmek 30 Ocak 2020’de şunları yazmışım: “Yıllardır görmediğim ilkokul arkadaşım İsmail ile karşılaştık. Bana sarılıp söylediği ilk şey: “Abi benim babam öldü, üç yıl önce.” oldu. İnsan babasının ölümünü taze bir haber gibi cebinde taşıyor hep.” Ardından aynı satırları alıntılayarak 28 Şubat 2020’de şunları eklemişim: “Bunları yazdıktan günler sonra babamın kanser olduğunu öğrenmiştim. Bugün ise babam Şeref Ergür’ü kaybettim. Benim de cebimde taze bir haber var artık. Lütfen dua buyurun.” Ve bugün 28 Şubat 2026. St. Petersburg’ta Tikhvin Mezarlığı’ndayım. Dostoyevski’nin kabrinin karşısındaki bankta oturuyorum….
Kırgınları Tanıma Rehberi
Dinleyin bendeki kırgın ikindiyiİsmet Özel, Bir Yusuf Masalı Seanslarda çok sık gördüğüm bir insan profili var: Kırgınlar. Kırgınlar, çevrelerine göre biraz daha sessiz, sakin, içe dönük ve kendi hallerinde olurlar. Bu kendi hallerinde olma kısmı önemli. Birilerinin ne giydiğine, nereye gittiğine, hangi pozisyona yükseldiğine, neye sahip olduğuna çok bakmazlar, bunun dedikodusunu yapmaz ve kıskanmazlar. Hak eden herkesin, gönlündekine kavuşmasını dilerler. Dünyaya dair büyük hırsları yoktur. Para kazanmak, birikim yapmak, fırsat kovalamak, ince hesaplar yapmak onlar için dünyanın en önemli meselesi değildir. Maddi konularda modern dünyanın “başarı” olarak adlandırdığı şeylere ulaşamazlar çünkü bunu pek düşünmezler, dert etmezler. Genellikle cömert olurlar ve…
Ölüyü Diriyken Sevebilmek
Üzülme, öleceğiz sonunda, her şey düzelecek. Bülent Akyürek Gidenin ardından ustaca ah’lanmalar, vah’lanmalar ülkesiyiz. Tanınmış bir insan vefat ettikten sonra sosyal medya hesaplarımızda: “Şöyle iyi bir insandı, böyle büyük bir yazardı, yeri doldurulamaz bir sanatçıydı” deyip hem ne kadar vefalı bir insan olduğumuzu gösteriyor hem de üzerimizdeki sorumluluğu atıp vicdanımızı rahatlatıyoruz. Peki o insan yaşarken neredeydik, onun zor zamanlarında, hastalığında ne yapıyorduk? Onun için ne kadar dertlendik, derdine çare aradık? Öleni hayırla yad etmenin, ardından başsağlığı dilemenin, onun güzelliklerini anlatmanın hepimizin üzerine vazife olduğunu elbette biliyoruz ama burada ne demek istediğimi anladığınızı umuyorum. Yazar Bülent Akyürek’in vefatından sonra ardından yazılanları…
Allah’ım Çok Güzel
İçimde hep ne olduklarını bilmediğim gizli ve meçhul ümitlere sarılmıştım; onlar olmasa bir saniye nefes alamazdım. Peyami Safa, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu. Allah’ım her şeyin çok güzel. Kışın, baharın, yetim bırakışın, omuzlarımı darmadağın edişin ne güzel. Mutfakta gizli gizli ağlayan anneler, nişan atmış kızlar, yalnızlıktan parçalanan babalar ne güzel. “Eve götürün artık” diyen doktora içli içli bakmak, gözyaşlarını yutmak, yaşanmayacak güzel günleri bir anda kabul etmek, bir ölünün avuç içlerine ıslak gözlerini sürmek, öpmek, sarılmak ne güzel. Yaşlanmak ne güzel. Böyle deyince annem çok üzülüyor. Annem yaşlandığımı görünce çok üzülüyor. Bazen ve hatta sıklıkla bana bakıp çok üzülüyor. Annem içimi bir…
Yaşamak, İnat Etmektir
Şimdi bu kadar solmuş durması, vaktiyle pırıl pırıl oluşundan mıdır?Rainer Maria Rilke, Malte Laurids Brigge’nin Notları Yaşarken inat etmeli insan. Kopkoyu bir inat. Kendine güvenmese bile, kendine sımsıkı sarılmalı. Yetersiz, çaresiz, umutsuz hissetse bile, kendi elinden tutup kendini ayağa kaldırmalı. İnandıklarına, değerlerine, sevdiklerine tutunup, onlardan vazgeçmeyip ayak diremeli dünyaya. Aksi halde tükeneceğiz, benliğimiz yok olacak ve kendimizi tanıyamayacağız. Aklını ve kalbini çelecek, seni yolundan döndürecek bin bir türlü masa kurulacak önüne. “Artık hangi çağdayız canım, değiştir şu kafayı” diyerek başlayacaklar söze. İnandığın ve sevdiğin her şeye, her değere eski, modası geçmiş, çağ dışı diyecekler. Bu sözler o kadar çok tekrarlanacak…
Kendinden Öteye Savrulanlara
Otuz sene kasap vitrini seyretmiş, lokma yiyememiş kedi gibi, otuz sene dünyayı seyrettim lokma yiyemeden, artık canım da bir şey istemiyor. Şule Gürbüz, Zamanın Farkında Savruluş. Ne kadar güçlü olursan ol, ölüm hep galip gelecektir. Yaşamak dediğimiz şey yakandan tutup seni bir köşeye fırlatacaktır. Sahip olduğumuz hiçbir şey bizi bu taarruzdan koruyamayacaktır. Büyük konuşanlar henüz sınanmamış olanlardır. Acıyı, derdi, yaralanmayı küçük görenler henüz savrulmamış olanlardır. Dünyanın en kolay ve güvenli işlerinden birisi başkalarının derdi üzerinden konuşmak, akıl vermek, kitap yazmaktır. Hiç yoksulluk çekmemiş, âşık olmamış, sevdiklerinin tabutlarını omuzlamamış birisinin dünya hakkında söylediklerini ne ölçüde ciddiye alabiliriz ki? Acının ve yaralanmış…
Korkak Tontiş Hocalar
Tavşan korktuğu için kaçmaz, kaçtığı için korkar.Nazım Hikmet Sokakta ne zaman ambulans görsem kanım çekilir. Geçtiğimiz salı günü eve dönerken bizim sokakta bir ambulans gördüm. Biraz daha yaklaştığımda tam da bizim apartmanın önünde durduğunu fark ettim. Adımlarım ve kalp atışım hızlandı. Yaklaştığımda iki genç sağlık çalışanının alt komşumuz Sani Bey’i sedyeyle taşıdıklarını gördüm. Tam apartman kapısına park eden arabalar sebebiyle bir türlü ambulansa geçemiyorlardı. Elimdeki poşetleri kenara bırakıp durumu sordum. Rahat nefes alamıyor ve üç gündür bir şey yemiyormuş. Sedyeyle o aralıktan geçemeyecekleri için müsaade isteyip Sani Bey’in ellerinden tutup kaldırdım ve ambulansa taşıdım. Elleri buz gibiydi, tahmin ettiğimden daha…
Savaşı Bitenlere
İnsan, yalnızlığını sessiz çığlıklarla duyurmak ister. Onu duyan birini arar, durur. Ne çığlıkları son bulur ne de arayışı. Sonunda birine uzatır yalnızlığını, adına aşk diyerek. Friedrich Nietzsche, Gezgin ve Gölgesi Her şey büyük bir sessizlikle bitti. Savaş bitti. Tuhaf bir dinginlik bu. Sanki yüzlerce yıldır bir cephede tüm gücümle savaşmış ve gelen tek bir haberle her şeyi orada bırakıp, savaşmayı bırakıp eve dönüyormuşum gibi bir his. Gelen haberi tekrar tekrar okuyorum. Bu haberi bana yollamaya nasıl cesaret edebilirler diye düşünüyorum. Belki de gerçekten savaşın bittiğini söylüyordur bu haber bana. Ve gerçekten de savaş bitmiştir belki de. Böyle bir bitiş beklemiyordum…
Her Şey Geçince
İnsan özlemin ne zaman bittiğini tam olarak bilemiyor. Kendi kendine iyileşen bir yara ya da ölüm gibi. İnsan yaranın tam olarak kendisine ne zaman acı vermeyi kestiğini bilmiyor; ya da tam olarak ne zaman öldüğünü. Bir bakıyorsun yaraların iyileşiyor; bir bakıyorsun ölmüşsün. Halldor Laxness, İzlanda’nın Çanı Bugün ilk kez uçan bir balonum oldu. Akşam vakti, hafiften kar serpiştiriyor. Kurtuluş Caddesi’nin başında ihtiyar bir baloncu. Yamalı bir mont ve yeşil, tüylenmiş bir bere. Helal ekmek peşinde koşanlara memleketin verdiği ödül. İhtiyar adam küçük bir çocuğa balon uzatırken balonlardan bir tanesi elinden kaçıyor ve yavaşça göğe doğru yükseliyor. Başını çaresizce göğe dikip…
Acıya Takılı Kalmalar
Hüznü gerilerde bırakacağım yaş bir türlü gelmiyor. Behçet Necatigil Hayat her zaman ileriye doğru akan, devam eden, değişen ve gelişen bir olgu değildir. Hayat bazen durur. Dünya, heves, kimlik, arzu, beklenti, sevmek, umut bir yerde takılı kalır. Hatta bu takılma eylemi (bir çiviye, insana, hatıraya, kuru bir ağaç dalına) şiddetli bir biçimde gerçekleşmişse, içimizde, üzerimizde bir şeyler sökülmeye, doğal formunu kaybetmeye başlar. Biz ondan uzaklaşmaya çalıştıkça, sökük, ardımız sıra artmaya, sökülmeye hızla devam eder ve en nihayetinde de ortada bizden, sökükten geriye hiçbir şey kalmaz. Eğer rüzgâr sert esmemişse (ki genelde sert eser böyle zamanlarda) bizden geriye; karışmış, iç içe…