Modern İnsanın Kurtuluş Ümidi: Superman

Amerika’nın Ohio eyaletine bağlı Cleveland şehrinde yaşayan 18 yaşındaki iki lise öğrencisi Jerry Siegel ve Joe Shuster çizdikleri Superman karakteriyle çizgi roman ve sinema tarihine damga vuracaklarını büyük ihtimalle bilmiyorlardı. 2 Haziran 1933’te ürettikleri Superman karakteri uzun süre gerekli ilgiyi görmüyor ve nihayetinde 1938 yılında Action Comics’in ilk sayısında okurla buluşma imkânını yakalıyordu. Okurlar tarafından sonunda keşfedilen Superman aynı yıl Dc Comics isimli şirkete tüm haklarıyla beraber sonsuza kadar 130 dolar gibi komik bir fiyata satılıp kendi dergisine ve şöhretine kavuşmuş oldu. Kahramanımız Kripton gezegeninde dünyaya gelen şirin bir bebek olarak çıkıyor karşımıza. Anne ve babası Kal-el adını verdikleri çocuklarını…

Devamını Oku

Z Kuşağı Bize Ne Söylüyor?

Tarihin hangi dönemine bakarsanız bakın, toplumun daimi olarak genç nesilden şikayetçi olduğunu göreceksiniz. Eski yazıtlarda, edebi eserlerde, türkülerde, deyişlerde hep gençlerin değiştiğinden, söz dinlemediğinden ve asiliklerinden söz edilir. Yunan şair Hesiod’un söylediklerine bakalım: “Bugünün gençleri öyle sorumsuz ve vurdumduymazlar ki, yarın ülke yönetimini üstleneceklerini düşündükçe umutsuzluğa kapılıyorum. Bize ağırbaşlı olmayı, büyüklerimize saygılı davranmayı öğretmişlerdi. Şimdiki gençler ise, ne kural tanıyor, ne beklemesini biliyorlar. Üstelik duygusuz ve düşüncesiz davranıyorlar.” Bu cümlelerin ne zaman kurulduğunu sorsak herhâlde büyük bir çoğunluk “yakın zamanda” cevabını verecektir çünkü birebir içinde bulunduğumuz günleri anlatıyor fakat Hesiod’un bu düşünceleri M.Ö. 8’inci yüzyıla ait. Yani gençler bundan asırlar…

Devamını Oku

O İşleri Halledemedim

Zalimin elinden kapına geldim Kan gölü içinde bunaldım kaldım Yetiş ya erenler canımdan oldum Bilmem kim saracak yaralarımı Zülfü Livaneli   O işleri halledemedim ve daha birçok işi. Biliyorum söz vermiştim o uzun yolda fakat dikişlerim sızlıyordu ve fena halde yalnızdım. İnsan yalnızken herkese söz verme eğiliminde oluyor sanırım. ‘’Lütfen beni yalnız bırakmayın, sizin için her şeyi yaparım’’ demek bu. Bazen insan varlığıyla şantaj yapar; terk etmekle, gitmekle, sevgisini esirgemekle, yalnız bırakmakla. Karşısındaki insanın bundan korktuğunu fark ettiyse eğer şantajın şiddeti daha da artar ve bu sefer de kırıcı cümleler eşlik eder ilişkiye. Ve son hiç değişmez. Asma suratını, sana…

Devamını Oku

Yırtık Ayakkabılara Neden Ağlarız?

giydim çaruklarimi da gel bağla bağlaruni terk ettim gidiyorum şu hemşin dağlaruni Artvin Türküsü Tek el silah sesi. Sokaktan kalma bir alışkanlık, ıslık ve silah sesinin geldiği yöne doğru yürümek. Osmanbey’de duyduğum ilk silah sesiydi bu. Yurtseven abiye çayların parasını ödemeden aceleyle kalktım. ‘Gözlükçünün orada adam vurulmuş’ dediler. İki dakika içerisinde oradaydım. Yerde bir adam, hafiften iri kıyım, başından vurulmuş. Kıyafetleri eski, sağ kundurasının altı delik. O an, adamın vurulmasından çok, ayakkabısının delik oluşuna ve garibanlığına üzülmüştüm. Acaba kimdi ve ne zorluklar çekmişti? Akşam televizyondan öğrendim. Öldürülen kişi gazeteci Hrant Dink’miş. Türkiye uzunca bir süre Hrant Dink’e ve altı delik…

Devamını Oku

Yazan El, Yapan Eldir

Alimlerin mürekkebi, şehitlerin kanından ağır gelir. Hadis-i Şerif Microsoft CEO’su Satya Nadella, dolma kalemin 2025 yılında yok olacağını ve kullanılmaz hale geleceğini söylemişti geçtiğimiz yıllarda. 1930 model bir Pelikan’ı hayranlıkla incelerken aklıma geldi bu açıklama, Nadelle yanılıyordu, en azından bir nesil daha dolma kaleme muhabbet duyacak, göğüs cebinde taşıyacak ve alım gücü olmasa da o arzu nesnesine hayran hayran bakacak. Nadella’nın bu sözleri söylemekteki muradı büyük ihtimalle dokunmatik telefon, tablet ve bilgisayarların kullanım sahasının genişleyeceğini anlatmaktı –daha ne kadar genişleyecekse-. Ama atladığı bir şey var, kalem olmasaydı eğer, bugün o çok güvendikleri teknoloji de olmayacaktı, dolayısıyla bugünkü teknolojinin, ilmin ve bilimin…

Devamını Oku

Neo-Psikanaliz, Türk Tipi Bağlanma ve Öteki

İnsan ayrılık üzere dünyadadır. Kesin ve sürekli ayrılıkların yazgısıyla yaşamak sandığı sürgüne devam eder; bir insandan başka bir insana, bir hikâyeden başka bir hikâyeye ve nihayetinde hakikat olan güzelliğe… Ayrılık aynı zamanda bir kopuşu da simgeler. Kopmak; herhangi bir yerinden ikiye ayrılmak, gövdeden ayrılmak, bütün ilişkileri kesip büsbütün ayrılmak, haşrolmak, parçalanmak ve en acı anlamı da şu sanırım: Çok ağrımak. İnsan dünyanın ağrıyan yeridir çünkü bir ağrıyla dünyaya gelmiştir ve gözünü açar açmaz başına gelen ilk eylem ayrılıktır. Bebek anneden kopar ve son nefesini verene kadar ayrılıklarla dünya uçurumundan aşağı yuvarlanır. Bebeklik dönemi olarak tanımladığımız 0-2 yaş aralığında çocuklar; fiziksel,…

Devamını Oku

Dünyayı Bekleyen Tehlike: Travmatik Yas

Ve umutlar sonsuzdur. Çünkü en büyük yaslar En büyük ölümlerden sonra tutulur. Edip Cansever, Tragedyalar.   İşte yine buradasın ölüm, evimizin aynı odasında. Odada sadece ikimiz varız, üç ayların başlangıcı, bir Cuma günü, pencere açık, odayı ezanlar ve bahar dolduruyor. 30 yıllık yol arkadaşımın, babamın gözleri kapalı. Ben de sıkı sıkı kapatıp açıyorum gözlerimi bu rüyadan uyanmak için ama olmuyor. Yatağın kenarına oturup elini tutuyorum, öpüp başıma koyuyorum. Yaşarken hiç boynuna sarılıp ‘’seni seviyorum’’ diyememiştim utancımdan ama seni çok seviyorum baba. 4 Şubat günü yakalandığını öğrendiğimiz pankreas kanseri 28 Şubat 2020’de yol arkadaşımı benden aldı. Ölüm, usta bir öğretici ve…

Devamını Oku

Ölümün Yakınlığı Üzerine

Eğer bu ölümse, ölümden korkmamalı. Onun güzel yüzünde, ölüm bile güzeldi. Francesco Petrarca   Dünya bir ayrılık istasyonu fakat biz bunu bir türlü aklımızda tutamıyoruz. Yüksek katlı binalara, filancayı makamında ziyaret etmeye, bol kameralı telefonlara aldanıp gerçek vatanımızı unutuyoruz. Bu renkli panayırın amacı da zaten bu: Ölümü düşünme, satın al ve tüket. Tükettikçe yaşadığımızı, mutlu olduğumuzu ve gerçek anlama kavuştuğumuzu düşünüyoruz fakat gerçek olan şu ki tükettikçe tükeniyor ve anlamdan uzaklaşıyoruz. Anlamdan uzaklaşmak gerçeklikten de uzaklaşmadır, bir nevi uyuşmadır. Nereden gelip nereye gideceğimizi, sonlu olan hayatımızı, aslında ne için yaratıldığımızı unutmaktır. İnsan unuttukça garip bir rehavete kapılıyor ve bu rehavet…

Devamını Oku

Pandemi Gevezeliği ya da Boş Boş Oturmak

Her şey çok hızlı gerçekleştiğinde kimse hiçbir şeyden emin olamaz, kendisinden bile. Milan Kundera   Queen’in 1991 yılında çıkan Innuendo albümünün o efsanevi kapanış şarkısı: The Show Must Go On1 (Şov Devam Etmeli). Freddie Mercury’nin yaşamının sonlarına geldiğini bilmesine rağmen sahneye çıkıp şovunu sürdürmesini  anlatır ve tüm dünyada ‘her şeye rağmen şov devam etmeli’ kalbının oluşmasına da neden olur. Savaşlar, çocuk ölümleri, kadın cinayetleri, acılar, açlıklar, felaketler her ne olursa olsun şov devam etmeli. Birileri sahneye çıkıp hiçbir şey olmamış ve olmayacakmış gibi konuşmalı, işini yapmalı, acı çekmemeli. Kapitalist düzen sahne ışıklarının sönmemesini; çarkın, gerekirse insan duygularını ve bedenini un…

Devamını Oku

Şiirin İyileştirici Yanı ve Şairin İlerleyen Kanseri

Böyle şiir olmaz, diyeceksin; biliyorum. Ama böyle dünya olur mu? Metin Eloğlu Şiir, insanla beraber sürüklenendir. İnsanlık tarihi boyunca yaşanan savaşlar, yağmalar, soykırımlar, fetihler ve aşklarla beraber şiir varlığını sürdürmüş; insanın yaşadıklarına anlam verebilmek için yazgısından sonra başvurduğu, çıkış aradığı bir ‘öte alem’ haline dönüşmüştür. Sadece et ve kemikten değil, yüce bir makamdan üflenmiş ruhla var olan insanın kalbinde taşıdığı cevher, duygularla örülmüştür. Bu duygular bazen alt benliğin karanlığından bazen de saflığın o göz kamaştırıcı ışıltısından oluşsa da kendilerini ifade etmek için hep sözün, sanatla biçim aldığı en yüce makama yani şiire başvururlar. Belirli aralıklarla; şiirin öldüğünü, en iyi şiirlerin…

Devamını Oku