Ergin Günçe’nin Vazgeçemediği Ölüm

İçimizde, kendimize bile itiraf edemediğimiz kuvvetli bir ölüm duygusu kıpırdanır bazen. Depresyon sarmalında içgüdüsel olarak sürekli yaşamaya yönelik hamleler yapsak da bir süre sonra bu hamlelerde yavaşlama ve ardından sönme görülür. Yani artık birincil amaç hayatta kalmak değil, tepkisiz bir biçimde hayatın akmasını beklemektir.

İnsan dünyada yalnız kaldığında değil, dünyayla yalnız başına mücadele ettiğini anladığında yorulur. Böyle anlarda bir çıkış yolu aranır hep, bir kurtuluş. Bu kurtuluş beklentisi zaman zaman ölüm hissi  etrafında yoğunlaşır ve ölüme yönelik arzu, kendiyle beraber başka soru işaretlerini de doğurarak zihni bulanıklaştırır. Şanslı olanlar bu bulanıklığı uzman desteği, inanç ve çevre faktörleriyle def ederken, şanssızlar, arkalarında dikiş tutmayan yaralar bırakıp bu dünyadan kendi isteğiyle ayrılırlar.

Ölüm deyince aklıma gelen ilk isim Ergin Günçe oluyor hep. Ergin Günçe ve onun şiirlerinde sıklıkla kovaladığı ölüm sancısı.

Şairin 26 yaşında yayınladığı Gencölmek kitabında toplamda 30 şiir bulunuyor. Bu 30 şiirin 18’inde ölümden türeyen sözcükler mevcut. Ergin Günçe Gencölmek’te toplam 26 kez ölüm diyor. Aynı zamanda bu kitapta; 1 kez silah, 1 kez vurulmak, 1 kez de çakı kelimelerini kullanılmış.

Günçe’nin ölümünden sonra 1988 yılında Can Yayınları tarafından okuyucuya sunulan Türkiye Kadar Bir Çiçek isimli kitapta şairin Gencölmek’te yer alan şiirleri ve Gencölmek’ten sonra yazdığı şiirler toplu halde okurlara sunulmuştu. Şair ilk kitabından sonra 47 şiir yazmış, bu 47 şiirin 29’unda yine ölümden türeyen sözcükler mevcut. Şair bu şiirlerde toplamda 75 kez ölüm diyor. İlk kitabında fazla rastlamadığımız bazı kelimeler de bu kitapta artış gösteriyor. Örneğin, Günçe, bu yeni şiirlerde; 2 kez silah, 10 kez tabanca, 4 kez tüfek, 6 kez bıçak, 11 kez vurmak, 1 kez çakı, 1 kez mermi, 1 kez de barut kelimelerini kullanıyor.

Gerçek şiirin ve şairin üzerini örtemezsiniz, unutuldu deseniz bile bir gün bir şekilde yeniden  edebiyat meclislerinin ana gündem maddesi olur. Ergin Günçe şiirleri de bize bu kadim kuralı yeniden hatırlattı ve yeniden canlı bir şekilde üzerinde konuşulmaya ve üzerine metinler, kitaplar üretilmeye başlandı. Bu canlılığı fark eden Yapı Kredi Yayınları’ı Türk şiiri için güzel hamlelerinden birini yaptı ve 2014 yılında Ergin Günçe’nin Türkiye Kadar Bir Çiçek’ini yeniden bastı. Gecikmiş de olsa birçok okuyucuyu memnun eden bu kitapta sürpriz olarak Ergin Günçe’nin gün yüzüne çıkmamış 20 şiiri de okurların ilgisine sunuldu. Şiirlere biraz dikkatli bakınca, Günçe’nin bu şiirlerinde de ölüm olgusuna ağırlık verdiğini fark ediyoruz. Bu 20 şiirin 13’ünde yine ölümden türeyen sözcükler var. Toplamda 18 kez ölüm sözcüğü kullanılırken 2 kez tabanca, 1 kez de vurmak kelimeleri kullanılıyor.

Şairi ve şiiri kullandığı kelime sayısıyla anlamak ve açıklamaya çalışmak tabii ki tek başına yeterli değil, bunun için başka parametrelere de ihtiyaç var fakat bir şair yazdığı 97 şiirde 119 kez ölüm diyorsa burada üzerinde düşünmemiz gereken bir şeyler var demektir.

Hakkında çok az şey yazılıp söylenen şairin hayatında iki önemli ruhsal dinamik var. Bunlardan ilki çocukluk, diğeri ise hayatındaki baba imgesi. Ergin Günçe zor bir çocukluk geçiriyor. Fabrika işçiliği yaparak okuduğu ve birinci bitirdiği lise eğitiminden sonra doktor ya da mühendis olmak isteyen Ergin, maddi imkânsızlıklar sebebiyle bu isteğini gerçekleştiremiyor. Mezun olduğu siyasal bilgiler fakültesine de kazandığı bir burs sayesinde gidebiliyor ancak. Aynı dönemde babasıyla yaşadığı problemler de mevcut. Şiirinde çocukluk temasını sıklıkla kullanan şair, baba imgesini çoğunlukla gizlemekte, zaman zaman da bize bazı açık ipuçları vermektedir: ‘’Babam bile bir cumhuriyettir ikinci karısıyla / Bakmayın yoksul bir emekli olduğuna / Bizi öfkeli ve tedirgin büyüttü’’.

Günçe’nin şiirine sirayet eden ölüm ilk bakışta görülmez. Yaz, çocukluk ve siyasi söylemleri o kadar temiz ve ustalıklıdır ki burun buruna geldiğiniz ölümü unutturur size. Ergin Günçe’nin yaşadığı hayatın da böyle olduğunu düşünüyorum. Sürekli ölümü düşünen ve dillendiren ama çevresini buna ikna edemeyen bir adam. İkna sürecinde başarısız olunca artık kendi kendini besler hale gelmiş, Saçma Sapan Bir Şiir’de şöyle diyor: ‘’aklımdan geçenler şimdilik bunlar / oğlum ergin sen galiba üzüntülü adamsın’’. Üzüntülü bir şair Ergin Günçe, omuzlarında, çocukluğun ve memleketin üzüntülerini taşıyan bir şair.

Şimdi, Ergin Günçe’nin aslında nasıl bir hal içerisinde dünyada dolandığını görmek için önce kendisini tanıyanların söylediklerini kısaca aktaralım, sonra da ruh biliminden yardım isteyelim. Cemal Süreya şöyle diyor şairin ardından: ‘’Her an eleştiri, hep çıkış, sürekli cezbe içindeydi. Kimi zaman ortadan kaybolur, beş on gün gözükmez, sonra birden çavlan gibi düşerdi kahveye’’. Adnan Özyalçıner ise: ‘’Gerçeküstü imgelere dayalı, aşırı duygusallıkları akılla dengeleyebilen bir matematiğe sahip onun şiiri’’ diyor. Ömer Yalçınova’nın şairin oğlu Dadal Günçe ile yaptığı röportajda oğul Günçe şunları söylüyor babası için: ‘’zor yıllar bir tahammülsüzlük ve öfke olarak gösteriyordu kendini sık sık. Ergin Günçe iyi olsun kötü olsun tepkilerini, duygularını denetime tabi tutmayan bir insandı. Çok kızar, çok güler, çok okur, çok çalışır, çok konuşurdu. Eşi, çocuğu, kardeşleri ve başkaları hep kendisinden önce gelmişti. Başkalarına fedakârlık gibi gelen şeyler onun hayatında sıradan şeylerdi.’’

Ergin Günçe, yazdıkları ve kendisi hakkında yazılanlardan anladığımız kadarıyla hayatının uzunca bir bölümünü depresif duygulanımlarla  geçirmiş. Hatta diyebiliriz ki Ergin Günçe kronik depresyon yani distimi ile yaşamıştır. Kronik depresyonda değersizlik hissi, hayatın boşluğu, ölüm düşünceleri, agresif tutumlar, zaman zaman duygusal olarak yükselip alçalmalar, aşırılık halleri gibi belirtiler görülür. Bu kişiler çevrelerinde ürkek, melankolik ve üzüntülü olarak bilinirler. Distimide insanlara karşı sonsuz bir fedakarlık isteği bulunur, karşılık görmeden sürekli verme, onları sürekli memnun etme hali gözlemlenir. Zaman zaman hayatın tam merkezindeyken uzun süre kenara çekilip kendisiyle baş başa kalabilirler. Zamanında müdahale edilmeyen (özellikle çocukluk dönemine) her depresyon kartopu gibi büyür ve ömür boyu devam eder. Psikiyatrinin önümüze koydukları Günçe hakkında söylenenlerle ne kadar da uyuşuyor değil mi? Fakat tüm bunlar elbette ki bir varsayım olarak kalacak.

Ergin Günçe ölmeyi istedi, sık sık da intiharı. Ölümün kurtarıcılığına ikna olmadı belki, belki de tutunduğu dalı bırakıp gitmek istemedi ama içinde hep bir ölüm gezdirdi. Şöyle dizeler bıraktı bize; ‘’Günler uzuyor, ölüme filan çalışıyoruz arkadaşlarla’’ , ‘’Ölüm karşısında büyük düşünmelisin’’ bir tane daha ‘’Bir tabanca çıkarıp vuruyorum kendimi’’.

Yeşilköy havalimanından Ankara’yı arıyor şair, eşi Gülseren Günçe’yi, yolculuğunun iyi geçtiğini söylüyor. Eşi de Ankara’da havanın bozuk, kar yağışının fazla olduğunu iletiyor. Ergin Bey İstanbul’da da havanın kötü olduğunu, uçağın belki kalkmayacağı cevabını veriyor. Uçak o gece İstanbul’dan Ankara’ya doğru hareket ediyor.

Bahtiyar Günçe, şairin babası, emekli İngilizce öğretmeni. Şeker hastalığı yüzünden gözlerini kaybetmiş, 12 yıldır da oğluyla görüşmüyor, eşi vefat ettikten sonra evlenmesine içerlemiş evlatları. Ama oğlu Ergin’in başarılarıyla ve akademik kariyeriyle hep övünmüş. Her zamanki gibi o sabah da erkenden kalkmış, saat 05:00’te el yordamıyla açmış radyosunu. Mekanik ve çökkün bir ses radyoda: ‘’Trablus-Paris-İstanbul-Ankara seferini yapan THY Boeing-727 Afyon isimli uçak dün gece Esenboğa havalimanına iniş yaparken düştü. 67 yolcu arasında çok sayıda ölü ve yaralılar var. Ölenlerden kimliği tespit edilenler şöyle’’. Ergin Günçe’nin  adı da okunur o listede, babanın radyo başında dünyası yıkılır. Oğlu, Ergin’i artık yoktur. Gazeteciler gider evine, görmeyen gözlerini duvara dikmiş ve bastonuna abanmış bir halde bulurlar onu. Sadece şunu söyler Bahtiyar Günçe: ‘’Hayat bu, yaşanacaktı.’’ Dizeler şairlere, babalarından emanettir.

Yoğun kar yağışı nedeniyle pilot uçağı piste indiremez ve hemen pistin yanındaki tarlaya burnunu ve kuyruk tarafını çarparak iner. Motorların alev almasıyla orta kısımda bulunan 47 yolcu yanarak can verir.

45 yaşında ölümü cebinde gezdiren şair, Ankara’da bir tarlaya çakılan uçağın içinde belinde emniyet kemeriyle karlı bir gece vakti bu dünyadan ayrılır. Şöyle demişti Ergin, Gencölmek şiirinde: ‘’Bence o çocuk öyle gülmemeli / Ay kar gibidir pencerede’’. O akşam uçakta  gözüne bir çocuk gülümsemesi takılmış mıdır bilmem ama o gece Ankara’da ay, kar gibiydi pencere.

Büyü Türk Şairi Ergin Günçe’ye sevgiyle ve rahmetle.

Ergin Günçe’nin hayatını kaybettiği uçak. (18.01.1983)

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir