Yazan El, Yapan Eldir

Alimlerin mürekkebi, şehitlerin kanından ağır gelir.

Hadis-i Şerif

Microsoft CEO’su Satya Nadella, dolma kalemin 2025 yılında yok olacağını ve kullanılmaz hale geleceğini söylemişti geçtiğimiz yıllarda. 1930 model bir Pelikan’ı hayranlıkla incelerken aklıma geldi bu açıklama, Nadelle yanılıyordu, en azından bir nesil daha dolma kaleme muhabbet duyacak, göğüs cebinde taşıyacak ve alım gücü olmasa da o arzu nesnesine hayran hayran bakacak.

Nadella’nın bu sözleri söylemekteki muradı büyük ihtimalle dokunmatik telefon, tablet ve bilgisayarların kullanım sahasının genişleyeceğini anlatmaktı –daha ne kadar genişleyecekse-. Ama atladığı bir şey var, kalem olmasaydı eğer, bugün o çok güvendikleri teknoloji de olmayacaktı, dolayısıyla bugünkü teknolojinin, ilmin ve bilimin taşıyıcısı olan kalem kolay kolay yıkılacak türden bir nesne değil, daha doğrusu kalem, sadece bir nesne değildir.

Kutsal kitabımız Kur’anı-ı Kerim’deki Kalem Suresi şöyle başlar: ‘’Nûn, kaleme ve yazdıklarına andolsun’’. Üzerine yemin edilmiş, adına sure indirilmiş bir nesnedir bizim için kalem.

Efendimiz Hz. Muhammed’in de (s.a.v.) kalem hakkında şunları söylediği nakledilir: ‘’Allah’ın ilk yarattığı şey kalemdir. Allah kalemi yaratınca ona kıyamete kadar vuku bulacak olan her şeyi yazmasını emretmiş, o da yazmış ve artık bir daha yazmamak üzere kalem kurumuştur’’.

Ele besmeleyle alınan, kuşakta ya da baş üstünde sarığın kıvrımlarında taşınan kaleme hürmet, Müslümanlarda ve Osmanlı’da esastır. Bunu, kaleme karşı davranışlarda da görebiliriz. Kalem, kullanılmaktan küçülüp yazı yazamayacak hale geldiğinde gelişigüzel bir yere atılmaz. Ya dama atılır ya da toprağa gömülür, zira onunla Kur’an-ı Kerim ve hadis yazılmaktadır.

Kaleme hürmet öyle bir noktaya ulaşmış ki ‘’Bürade-i Kalem’’ diye tabir edilen kalem açarken çıkan yongalar, talaşlar da öyle gelişigüzel ayaklar altına atılmazmış. Hattatlar hayatları boyunca kalemlerinden çıkan yongaları atmayıp biriktirirler, öldüklerinde gasil suyunun ısıtılmasının bu yongalarla yapılmasını isterlermiş. 2

‘’Yazı yazmaya yeni başlayanlar, hattatların önemlilerinden olan Şeyh Hamdullah’ın Karacaahmet Mezarlığı’ndaki mezarını ziyaret eder, yeni açılıp şakk ve katt edilmiş birer sülüs ve nesih kalemini kağıda sarar ve kabir toprağının iki parmak dibine ‘salat-ü selam ve ihtiram’ ile gömer, sonraki Cuma gelip onu çıkarırlar, her yazı çalışmasının ilk satırını da o kalemle yazarlarmış’’.3

Ve Hz. Ali’den (R.A.): ‘’Kalem yongasının üzerine de oturmadım. O halde bana bu kaygı nereden geldi?’’

Dolmakalem beraberinde dostluk, vefa ve sürekliliği de getirir. Dostluk için ise; ilgi, bilgi ve sevgi gerekir. Leonardo da Vinci’ye göre büyük sevgiler, sevilenin enine boyuna tanınmasından alır kaynağını. Obje yeterince tanınmadı mı asla sevilemez. Kaleme ilgi duyup hakkında bilgi toplamaya başlarız; blog sayfaları, kitaplar hatta dergiler. Dergi demişken dolma kalem, mürekkep ve kağıt sevdalılarının muhakkak takip etmesi gereken bir dergi var: Mürekkepbalığı. Bu işi büyük bir emek ve gayretle yaptıklarına şahidiz, Allah yolculuklarını uzun ve güzel kılsın.

Pek mantık çerçevesinde değerlendirilecek gibi değildir bu tür rafine zevkler. Misal, aylık kazancınızın yarısını verip aldığınız bir dolma kalemi günlerce cebinizde gezdirir, sabahları uyanır uyanmaz masanın üzerinden alıp inceler, tebessümle cebinize iliştirebilirsiniz. Günün kalanı için bu mutluluk insana yeter de artar zaten.

Dolma kalem ruha incelik nakşeder, kişiyi yavaşlatır, düşünceye alan açar ve uğraştığımız her işe estetik katarak o işin çehresini, tesirini değiştirir.

M.Şevki Eygi Milli Gazete’de yazdığı ‘’Tükenmez Kalemli Süper Zengin’’ başlıklı yazısında şöyle diyor: ‘’Kalemsiz, kitapsız, deftersiz, kütüphanesiz, sanatsız bir zengin düşünemiyorum. Milyar doları olsa bile o, zengin değil ancak züğürttür.’’ Evet, züğürt.

Alım gücü ne olursa olsun bütçesine göre bir kaleme sahip olmalı insan, özellikle kitapla, defterle ve yazıyla uğraşanlar. Pelikan, Mont Blanc, Lamy, Parker, Visconti, Kaweco, Sheaffer, Cross, Faber-Castell ve daha nicesi. Bu yaptığımız işe bir saygı ve titizlik göstergesidir. Türkiye’nin ilk kalem tamircisi olarak bilinen, Sirkeci Postanesi’nin merdivenlerinde elindeki çantasıyla: ‘’Bozuk dolma kalemler tamir ediyorum, çalışmayan uçlarınızı yazmayan kalemlerinizi bana getirin’’  diye vatandaşa seslenen Elazığlı Seyfi Ebcioğlu 1947 yılında Akşam gazetesine verdiği röportajda o dönemde toplumun her kesiminden insanın kendisine tamir için geldiğini, küfecilerin, çöpçülerin bozuk kalemlerini tamir ettiğini söylemiş. Aynı röportajdan ilginç bir not da şu, Seyfi Ebicioğlu’na göre o dönemde kadınların %35’i dolma kalem kullanmakta, kendi zarafetlerine yaraşır biçimde.

Kalem bahsi çok su götürür, bunun çeşitleri, uçları, türleri, kağıdı, mürekkebi, muhafaza edilmesi için kılıfları ve daha birçok alt başlığı var. Dileriz bunları yazacak ve İlahi Kelam’a hizmetkar olacak kadar ömrümüz ve nasibimiz olur.

 

 

Kaynakça

1) Müsned, V, 317; Buhârî, Kader, 2; Ebû Dâvûd, Sünnet, 16; Tırmizî, Tefsîrü’l Kur’ân, 67.
2) Şimşek, M., Altıncı Parmak, s. 29.
3) Derman, U., Kalem, s.259.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir