Korkak Tontiş Hocalar

Tavşan korktuğu için kaçmaz, kaçtığı için korkar.
Nazım Hikmet

Sokakta ne zaman ambulans görsem kanım çekilir. Geçtiğimiz salı günü eve dönerken bizim sokakta bir ambulans gördüm. Biraz daha yaklaştığımda tam da bizim apartmanın önünde durduğunu fark ettim. Adımlarım ve kalp atışım hızlandı. Yaklaştığımda iki genç sağlık çalışanının alt komşumuz Sani Bey’i sedyeyle taşıdıklarını gördüm. Tam apartman kapısına park eden arabalar sebebiyle bir türlü ambulansa geçemiyorlardı. Elimdeki poşetleri kenara bırakıp durumu sordum. Rahat nefes alamıyor ve üç gündür bir şey yemiyormuş. Sedyeyle o aralıktan geçemeyecekleri için müsaade isteyip Sani Bey’in ellerinden tutup kaldırdım ve ambulansa taşıdım. Elleri buz gibiydi, tahmin ettiğimden daha hafifti. Gözlerime baktı, tebessüm edip elini kaldırdı ve ambulansın kapısını kapattık.

Farklı dinlere mensup olmamıza rağmen konuşmalarımızın, selamlaşmalarımızın, yaşantılarımızın belirli noktalarda benzerliğine hep şaşırmıştım. En son, eşi Sylvia Hanım kapıyı çalıp aşure getirmişti. Çok nazik insanlardı.

Hastaneye kaldırıldığı günün gecesinde Sani Bey’in vefat haberini aldım. Bir köşeye çekilip sessizce oturdum. Ellerimde Sani Bey’in ellerinin soğukluğunu ve tuttuğum tüm ölülerin, ölmek üzere olanların soğukluğunu yeniden hissettim.

Çok üşüdüm.

**

Kars şehriyle herhangi bir bağım olmamasına rağmen her kış Kars’ı özlüyorum. Ve bu kış yeniden Kars’a gittim. Vakit gece yarısı. Kar iyice şiddetini arttırdı. Kaldığımız yerden, Sarıkamış merkeze yürüyerek 1-1.5 saatlik bir yol var. “Montunu giyin dışarı çıkıyoruz” dedim arkadaşım Cihad’a. Şaka yaptığımı düşündü ilk başta ama ciddi olduğumu görünce hazırlandı ve yola koyulduk. Buz gibi bir hava, her yer karanlık ve sadece adımlarımızın ezdiği kar sesi. Dostluğumuzun getirdiği güvenle ikimiz de kendi içimize doğru yürümeye başlıyoruz.

Hayatımda ilk kez yürüdüğüm bu dağ başında, bu gece vakti niçin içime en ufak bir endişe uğramıyordu? Neden uzunca bir süredir yitirmekten ve bir beden taşımaktan korkmuyordum? Neden hep kapının en yakınında gönüllü olarak ben oturuyordum?

Çünkü yitirmekten korktuğum ne varsa çok büyük bir kısmını yitirdim, geriye çok az şey kaldı, onlar da bir şekilde yollarını bulurlar diye düşünüyorum.

İnsanın dünyada başına gelebilecek en büyük belalardan birisi: Korkuyu kaybetmek. Yeniden bir şeylerden korkmayı çok isterdim. Bunun için dua ediyorum.

**

Kendi halinde, kendi dünyasında, kendi duygularının peşinden sürüklenip gitmeye çalışıyorum. Normalde çok patırtı, gürültü çıkartmayı sevmem, göze batmak ya da alkış toplamak için mikrofona sarılmam. Fakat yeri ve zamanı geldiğinde, kritik zamanlarda, kendi gündemimin dışına çıkmaktan asla geri adım atmam.

Toplumda saygı gören, hürmet gösterilen, “aman hocam, tonton hocam” diye yere göğe sığdırılamayan bazı şahsiyetlerin memleketteki kritik zamanlardaki suskunluğunu sizler de görüyorsunuz değil mi? Çiçek, böcek, anlam, maneviyat üzerine cümleler kasıp mesele bu ülkenin ve evlatlarımızın sorunları olunca nasıl ölü numarası yaptıklarına da şahitsiniz değil mi?

Benim artık midem bulanıyor bu tiplerden. Sürekli mıy mıy edip, risksiz cümleler kurarak güvenli alanları dışında güya bir medeniyet inşa eden bu şahsiyetlerin kavgasızlığı, onları takip eden insanlara da sirayet etmiş durumda. Geçmiş güzel günleri yâd ederek, suya sabuna dokunmadan gül, bülbül diyerek insanları bugünlerine duyarsız hale getirdiler. Hakim söyleme ters düşecek en ufak bir kelime söylemeye bile korkuyorlar ve susuyorlar. Tonton amcalar, nur yüzlü dedeler, havalı abiler yedi sülalenize yetecek kadar mal istiflediniz zaten, yarın yüce Allah’ın huzuruna çıktığınızda kalem ve söz sahipleri olarak hiç utanmayacak mısınız?

Haksızlıklar karşısında sustuğunuz bu anları hiç hatırlamayacak mısınız?

Ekranlarda, YouTube kanallarında, yüz binlerce liralık etkinliklerde hep aynı lakırtıları tekrarlayıp duruyorsunuz. Bu kadar açlığa, yoksulluğa, kanunsuzluğa, nizamsızlığa dair, hayat pratiklerimize dair iki kelime söylemeyi de düşünür müsünüz acaba?

**

Yaşam, bu kadar çok kendimizi düşüneceğimiz, saklanacağımız, köşeye çekileceğimiz bir yer olmamalı. Bu kadar çok menfaat düşünmek, birilerinden, bir şeylerden çekinmek, bir noktadan sonra insanın ruhuna ve kimliğine işliyor, hatta sadece kendisini değil aile üyelerini de değiştirip dönüştürüyor. Sürekli kendisini düşünen, bencil, korkak tanıdıklarınızın aile üyelerini düşünün. Ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Bu dünyaya sadece yaşamak, başarmak, biriktirmek, güvende olmak için gelmedik. Yaralanmak, kaybetmek, riske girmek ve en nihayetinde de ölmek için bu dünyadayız. Hayat yolculuğunu sürdürürken sadece hayatta kalmaya tutunmak kişinin kendisine yapabileceği en büyük kötülüktür. Çünkü dünya bizden, bize özgü onurlu bir hikâye bekler ve bu hikâyeyi de ancak yola çıkacak cesareti olanlar ortaya koyabilir. Korkakların, bencillerin ve hainlerin hikâyeleri hep birbirine benzer.

Bir de yitirenlerin, kavga edenlerin, yolundan dönmeyenlerin yazdıklarına, söylediklerine, hayatlarına bakın. Belki sonunda kaybettiler, rahatları kaçtı, bir dikili ağaçları bile olmadı ama arkalarında anlatılacak, paylaşılacak şerefli bir hikâye bıraktılar. Dünyadan şerefli bir biçimde geçmiş olmak, tam olarak böyle bir şeydir.

**

Toplumda insanlar sadece canlarına zarar geleceği için değil, mallarına zarar geleceği için de dehşet bir korkuya sahipler. Hatta en çok canlarını değil, mallarını kaybedecekleri için korkuyorlar. İnsan bir yerden sonra değersizliğini, anlamsızlığını, işe yaramazlığını örtmek için maddeye yani paraya sarılır. Biriktirdikçe, daha çok kazandıkça zihnindeki o karanlık seslerin susacağını varsayarlar. Devasa servetler biriktirip hâlâ büyük bir hırsla para kazanmaya çabalayan insanların temel motivasyonu değersizliği azaltmak ve bir ayıbı örtmektir. Kazandıkları parayı insan gibi harcamayı bile beceremezler çünkü bunu hak ettiklerine, yani insan gibi yaşamayı hak ettiklerine kendilerini ikna edemezler.

Aman düzenim bozulur, 10 değil de 1 kazanırım, filanca sahnelere, falanca masalara çağırılmam diyen arkadaşlara bir hatırlatma: Öleceğiz ve bunun kaçışı yok, kesin. Öldükten sonra insanlar bizi anarken mallarımızı değil, bu dünyadaki duruşumuzu hatırlayacaklar, konuşacaklar. Kendime sık sık şu Çerkes atasözünü hatırlatırım ve sizin de kendinize hatırlatmanızı tavsiye ederim: Candan önce onur gelir.

Evet. Candan önce onur gelir!

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir