Susma Dersleri

Vedanın asaletini kuşanıp gitmek son dileğim.

Hüseyin Atlansoy, Kayıp Şiir.

Uzun bir yürüyüşün ardından ormanın kalbindeyiz. Hızlıca çevre düzenlemesi yaptıktan sonra çay suyunu kaynatmak için odun topluyoruz. Şimdi ateş başındayız. Müslim Abi yine uzaklarda. İbrahim Abi: “Sana ne oldu? İnsanlardan çok uzak gibisin artık.” diye soruyor. Bir süredir dağlara çıkmıyor ve sessizlikte vakit geçirmiyorduk çünkü. Şaşkınlıkla yüzüne bakıyorum. Bu kadar çabuk nasıl anlayabildiğini düşündüm o an. Sadece “hiç” diyebildim “hiç”.

Dün aylardır görüşmediğim ve birbirimizi çok iyi anladığımızı düşündüğüm bir yakınımla oturduk. Benim için her şey yolunda giderken bir anda: “Biz seninle eskiden konuşabiliyorduk” dedi. Fark ettim ki ben sadece susuyorum ve dinliyorum. Ardından derin sessizlik nöbetleri. Ne cevap vereceğimi bilemeden hissettiğim şeyi söyledim: “İçimden bir şey kopmuş gibi, bir parçam kopmuş gibi” diyebildim sadece.

Beni çok iyi tanıyan her iki isim de haklıydı. İnsanlarla arama mesafe koymuştum. Yanımdakilerle de havadan, sudan şeyler hakkında konuşuyor ve kendimle ilgili pek bir şey anlatmıyordum artık. Önceden daha konuşkan olduğumu hatırlıyorum, daha çok gülen, daha çok soru soran birisiydim fakat şimdi bunların hiçbirisi yok. Terapideki danışan hikâyeleri dışında ne varsa hepsine ilgimi yitirmiş gibiyim. Yazmak ve okumak dışında beni heyecanlandıran, ilgimi çeken, aklımı karıştıran bir şey kalmamış gibi. Merakla ve hayretle dönüp baktığım şeyler arada oluyor ama umduğumu bulamayınca nazikçe ilgimi çekiyorum, içime çekiliyorum.

Bunu ilk başlarda yoğun terapi seanslarına bağlamıştım. Yıllardır, binlerce zor hikâye dinleyip ruhsal ve bedensel olarak ayakta kalmak cidden zor. Her gün saatlerce, kıyınıza istikrarlı bir şekilde vuran o şiddetli dalgalar, ne kadar kuvvetli olursanız olun, bir kalbiniz varsa eğer sizde hasar bırakacaktır. Evet, o hasarı aldım ama yaşadığım bu çekilmeyi bütünüyle açıklamıyor bu şey. Hatta bir an önce terapi odasına gitmek, bana sunulan dünyaların içerisinde bir çıkış yolu bulmaya çalışmayı istiyorum. Çünkü o karanlık ve gizemli hikâyelerin içerisinde gezinirken kendi hikâyemi kapının dışında bırakabiliyorum, bu da bana fazlasıyla iyi geliyor.

Neden böyle hissetmeye başladım bilmiyorum. Sahiden de verebileceğim tek cevap: Kopuş. Bir şeyler olmuş ve bir şeyler benden kopmuş gibi hissediyorum. İçimden bana ait olan bir parçanın yitip gittiğini, benden uzaklaştığını ve artık yabancılaştığımı hissediyorum.

İnsan değişiyor sevgili okur, insan büyüyor. Yaşadıklarımız, başımıza gelenler, maruz kaldıklarımız hepsi bize bir şekil veriyor, değiştirip dönüştürüyor ve bizim bir parçamız artık başka birisi oluyor. Sanırım artık bir parçam başka birisi oldu. Endişeli değilim, sadece şaşkınım.

Yaşamanın bu mucizevi tarafını seviyorum. “Oldum” derken yeniden yıkılmayı, bir süre bir yıkıntı olarak kalmayı (belki de enkaz) ve sonrasında yeniden yapılmayı çok seviyorum. İşlerin kötü gittiği, düzeninin başına geçtiği, aldatıldığın, kandırıldığın, terk edildiğin zamanlarda lütfen bunu hatırla. Yeni birisine dönüşeceksin, bir parçan bir yerlerde kalacak ve sen, sana kalanlardan yeni bir kimlik, benlik inşa edeceksin. Bunun ne kadar zor olduğunu emin ol fazlasıyla iyi biliyorum. O çaresizliği, anlamsızlığı, küskünlüğü. Sanki her şey bitmiş gibi değil mi?

Tüm dünya bir araya gelse bile seni aksine inandıramayacak şu an ama emin ol tüm bunlar yani dünyanın, insanların başımıza ördüğü bu çoraplar bir plan dahilinde işliyor. Yaşamda sebepsiz hiçbir şeyle karşılaşmadım, olan ve olmayan her şeyin bir sebebe bağlı olduğunu korkunç bir şekilde, bedenimin her zerresinde hissettim. Bu farkındalıktan sonra da yaşadığım her şeyde bir anlam aramaya başladım. Bu takıntılı bir arayış ya da her taşın altına bakma tavrı değil, sadece iyide ve kötüde, hissettiğim her hâlde bir mânâ ve sebep olduğunu bilme hâli. Bu hâl insanı sakinleştiriyor, dinginleştiriyor. İşte tam da bu sebepten dolayı yaşadığın, karşılaştığın şey her neyse, o panik ve şiddet anı geçtikten sonra, biraz nefeslendiğin ve etrafa daha sakin bakabildiğin zamanda, bahsettiğim “sebebe bağlılığı” düşün. Bu sebebe bağlılığı “bir şey yaptığın” ya da “hak ettiğin için bunlar oldu” bağlamında değil, içinde bulunduğumuz ve yaşadığımız yazgının bir gerekliliği olarak yorumla. Aksi halde kendini sürekli eleştiren, suçlayan birisine dönüşürsün.

İnsan bazı zamanlarda kendi içinin yükseklerine çekilir. Herkesten ve her şeyden uzakta, sadece kendini görebileceği, dinleyebileceği yükseklere. Bu bir maraz değil aksine anlamak ve iyileşmek için bir fırsattır.

Senin de birilerine ya da kendine küstüğün, kırıldığın zamanlar oldu değil mi? Evden çıkmak, işe/okula gitmek, arkadaşlar sohbet etmek, hiçbir şey yapmak istemediğin ve çok umutsuz hissettiğin zamanlar oldu değil mi? Böyle anlarda dünyanın ve yazgının sana ne dediğini duymaya çalış. Tüm bunları neden hissettiğini, nelerden arındığını, senden kopup gidenlerin sana ne öğrettiğini, tüm bu oluşun senin biricik hikâyen olduğunu ve hikâyeni yine kendinin şekillendirebileceğini düşün. Kendi yükseğine çekil, gücünü topla, tüm bu olanların anlamını düşün ve devam et.

Fakat acele etme. Çağın hastalıklarından birisi de bu acele. Hemen iyi olayım, mutlu olayım, sahip olayım istiyoruz çünkü 7/24 iyileri, mutluları ve sahip olanları izliyoruz. Bu da insanın doğal ritmini bozuyor. İyilik, mutluluk, sahiplik bir süreçtir, bir çabanın, emeğin, gayretin neticesi ve yüce yaratıcının bir hediyesidir. Anında sahip olabileceğimiz, hükmedebileceğimiz bir şey değildir. O yüzden kendine ve yazgına biraz zaman tanı. Durmayı, sabretmeyi ve zamanı geldiğinde korkusuzca hamle yapmayı bil.

***

Dünya kadar eski bir yolda yürüyorum şimdi: İçimin derinliklerinde. Vakit akşama yaklaşıyor. Şöyle yazmıştı İbrahim Abi: “Bitmemiş bir işin akşamı olmak / Böyle yaşarsın ömrün boyunca- / Bazı yapraklar yeşil de yanar / İstemeden ayrılmak diyelim buna.” Bugün yine hiçbir işi bitiremedim, birçok mesajı cevapsız bıraktım, uyuyabilmeyi özledim, düş görmeyi, babamı, hiç bilmediğim dağ köylerinde kar yağarken dolanmayı, konuşabilmeyi, heyecanla anlatmayı, kendimi…

Bir şey söyle. Şimdi ne olacak?

9 Yorum

  1. Eda Türkeli 22 Aralık 2025 at 19:14

    Hocam ne güzel oldu yeniden burada yazmaya başlamanız. Lütfen hiç bırakmadan yazın. Pazartesi günlerini iple çekiyorum artık.

    Cevapla
  2. Şeyda Savaş 22 Aralık 2025 at 21:53

    Kaleminize sağlık. Birkaç kelime, harf ve satır. Ne anlatabilir ki? Çok şey anlatmış. Sarstı gerçekten hissettiğim şey ancak bu kadar yazıya harfe kelimeye bürünmüş bir şekilde dile getirilir. Kaleminiz kaim ve daim olsun. Rabbim hayretinizi artırsın.

    Cevapla
  3. Fatma Saldıran 22 Aralık 2025 at 22:04

    Susmanın, geri çekilmenin de bir iyileşme biçimi olduğunu hatırlattı güzel yazınız.
    Çok kıymetliydi. Kaleminize sağlık 👏🏻

    Cevapla
  4. Humeyra Pak 22 Aralık 2025 at 22:43

    Harika her pazartesi okuyorum..

    Cevapla
    1. Fatma 23 Aralık 2025 at 22:46

      dün okudum bir çırpıda, bugün geldim tekrar okudum, yarın belki yine okuyacağım ve diğer günler belki yine.. insan insandan ne kadar farklıysa aynı zamanda insan insanın ne kadar aynısı. böyle düşündüm. aynı dönemlerden aynı durumlardan aynı duygulardan zaman zaman geçiyoruz ve iyi ki diyoruz birileri bunları yaşadığını, bunların yaşanılır olduğunu, en güçlü görünenin bile bazen bocaladığını, en kendini tanıyanın bile kendine yabancı olduğunu görüyoruz. ne düşünüyorum biliyor musunuz, çocukluktan yetişkinliğe bir sürü kimlik değiştirdik. derisini değiştiren canlılar gibi. bu sadece bi deri değişimi, daha iyi olmamız için. artık çocuk değiliz umarsız gençler de, görüyoruz hissediyoruz, bazı şeyler acıtıyor ve onları görmezden gelemiyoruz kırgınlıklarımızı kızgınlıklarımızı bir yerlerimize saklayamıyoruz, apaçık ortadalar kafamızı başka yöne çeviremiyoruz. ve evet içimizden gelmiyor artık birileri mutlu olacak diye sergideliğimiz iyi niyetler, biz de iyi olmak istiyoruz biz de değer görmek, birileri tarafından yaralarımız sarılsın istiyoruz, biz de can kesiklerimizi göstermek ve gösterdiğimiz yerden önemsenmek istiyoruz. öpülsün yaralarımız, sıvansın sırtımız, elimize bir sıcak bitki çayı tutuşturulsun istiyoruz, bize de verilsin istiyoruz karşılık beklemeden.. sizin durgunluğunuzu bilemem belki yetişkinliğin farklı evrelerindeki sancılarından ben artık böyle diyorum, bunlar da olacak hissetmenin düşünmenin anlamanın empati kurmanın bedeli. çok insani. kavga etmeyi bırak yeni kendinle, tanı ve kabullen zorlansan da. hem kimbilir belki daha çok seveceksin bu halini. reddetmezsen daha çok barışacaksın, bağrına basıp tekrar tekrar bakacaksın kendine. neden böyle oluyor yerine, olsun bu dönem böyleyiz, diyeceğiz. her farklılıkta, yeni kendinle heyecanla tanışacaksın. belki de bunların hepsi bi kandırmaca olsun, kanıyorsam kendimi o da olsun. yeter ki acıtmasın, sorgulatmasın, yormasın, ötekileştirmesin bu farklılaşma. olsun canım sağ olsun. sizin de canınız sağ olsun. kaleminiz yüreğiniz sağ olsun, her daim var olsun.

      Cevapla
  5. Birsen Bağcı 23 Aralık 2025 at 01:32

    Hep yazın… İyi geliyor. Teşekkür ederim 🩷

    Cevapla
  6. FATİMA 23 Aralık 2025 at 15:33

    Uzun yıllardır sizi takip ederim ama sitenizi bugün fark ettim .
    Ne güzel oldu 🙂
    Bir an durdum ve nefes aldım yazınızla birlikte.
    Rabbim ilminize bereket ihsan eylesin. 🤲

    Cevapla
  7. és 23 Aralık 2025 at 20:39

    Kaleminiz kalbimi ferahlatıyor. Her cümleniz için ayrı ayrı teşekkürlerle..

    Cevapla
  8. Sümeyye Arslan 23 Aralık 2025 at 22:58

    Bazen dertlere ortak olmuş da hesap üstümüze kalmış gibi hissederiz. Ya da istenmeyen bir emanetin yeni sahibi biz oluvermişizdir. Yazınız zihnimde dönen bu imgeleri açığa çıkardı. Duygular ifade edilince hafifliyor, neyse ki..

    Cevapla

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir