Dağıtan ve Toparlayan Aşk

Ben aşksız insanlar görüyorum: Huzur içinde uyuyorlar, gidiyorlar, gülüyorlar, vitrinlere bakıyorlar; hâlâ büyük büyük pazarlıklar peşindeler, hâlâ büyük büyük ihâlelere giriyorlar.
Fethi Gemuhluoğlu

Bu suskunluğu tanıyorum.

Neredeyse son bir saattir hiçbir şey söylemeden, bu bankta oturuyoruz. Yağmur çiselemeye başladı. Gözüm etrafımızdaki insanlara takılıyor. Herkes bir yerlere koşuştururken son derece sakin ve telaşsız bir biçimde yürüyen, dalgınlıkla etrafına bakan, sigarasını yakan, sonra bir sigara daha yakan insanlara dikkatlice bakıyorum. Yüzlerindeki beklentisizlik, alınlarındaki derin çizgiler, düşmüş omuzlar ve yavaş adımlar. Onları da tanıyorum.

Şimdi ne olacak?” diye soruyor sessizce. Bu soruyu hayatım boyunca kendime binlerce kez sorduğumu anladı mı acaba?

– Bilmiyorum ne olacağını?
– Sen bilmezsen kim bilecek ki bunu? Nasıl terapistsin sen?
– Bu yara herkeste başka türlü açılır, o yüzden bu yaranın sende nasıl açılacağını ve bu yarayla beraber sana ne olacağını şimdilik bilmiyorum. Yaşayıp beraberce göreceğiz.

Başını öne eğip: “Haklısın. Ama canım ilk kez bu kadar çok yanıyor. Ve buna dayanamayacağımdan korkuyorum.” diyerek elinin tersiyle gözyaşlarını siliyor. Yeniden susuyoruz. Tanıdığım bir suskunluk ve bir yenilgi daha.

Aşkın, mucizevi bir his olduğuna inanıyorum. İnsana sunulmuş, yaşama renk veren, o güne kadar karanlığınızda kalmış duygularınızı keşfetmenizi sağlayan özel bir hediye. Şöyle geriye doğru dönüp baktığımda, okuduklarımdan, izlediklerimden, dinlediklerimden öğrendiğim tek şey, insanı insan kılan duygunun, sevgi ve aşk olduğunu görüyorum. Yaşamın bana göre temel amacı bir şeyleri hesapsızca sevebilmek, tutkuyla âşık olabilmektir. Bu kaos, bu karanlık ve belirsizlik ancak aşkla yaşanılır kılınıyor. Hayatınızdaki insanları bir düşünün; etrafıyla uyumlu, nazik, saygılı, dünyaya anlam katan, hayırla ve güzellikle anılan insanların tamamının, sevmeyi ve âşık olmayı bilen kişiler olduğunu göreceksiniz. Alemi güzelleştiren, insana dair umudu yeşerten tek şey, sevmeyi bir sanat gibi icra eden kalplerdir ve o kalplerin gerçek sahibidir.

Aşk bahsi açıldığı zaman en çok itiraz, hiç âşık olmamışlardan gelir. Aşkı lüzumsuz, tek taraflı, karanlık, kavuştuğunda biten, gençlik uğraşı olarak tanımlayıp hiç âşık olmamış kalplerini sakinleştirmeye çalışırlar. Bir gün gerçek bir aşkla, yani âlemin gerçek mânâsıyla karşılaşmalarını tüm kalbimle dilerim.

Derdim elbette ki bir aşk güzellemesi yapmak değil. Aşkın gerçekliğine temas edebilmek. Çünkü aşk da yaşam gibidir (ki bana göre yaşamın ta kendisidir) ve yaşam sadece aydınlıktan, mutluluktan, güzellikten oluşmaz, beraberinde ayrılığı, mutsuzluğu, çıkmazları da taşır. Aşk her zaman nefes aldırmaz, bazen boğar, karanlığa saplar, “bu işe nereden bulaştım” dedirtir. Ama sonra bir şekilde boyun eğdirir, kendini kabul ettirir.

Aşk dağıtan bir şeydir. Sabah rutinlerinizi, çalışma biçimlerinizi, evinizin düzenini, arkadaşlarınızla görüşme sıklığınızı, uyuduğunuz saati ve hatta kilonuzu bile dağıtır, doğal akışınızın dışına taşır. Ruhunuzu, duygularınızı, sevdiklerinizi, sevmediklerinizi, özlemlerinizi, asla yapmam dediklerinizi, inandıklarınızı dağıtır ve yeniden kurmaya başlar. Aşk, kendisine karşı duran her şeyi değiştirir, dönüştürür, kendi kurallarını ve biçimini dayatır. İşte tam da bu yüzden âşıklar kontrolün kendi ellerinden çıktıklarını söylerler sık sık. O güne kadar kendi kontrolünde olan hayatlarında çok başka ve çok güçlü bir his vardır artık. Yaşamlarının krallığı ellerinden alınmıştır.

Yaşamda artık her şeyi bildiğini, gördüğünü, tecrübe ettiğini düşünen insanların aşkla karşılaşması çok daha tuhaf ve dönüştürücü oluyor. O yüksek kulesinde dünyaya akıl veren bilge, bir çift gözün esiri olup onun karşısında adını bile tek nefeste söyleyemiyor bazen, kekeliyor, kalbi hızla çarpıyor ve titriyor. O esnada tüm bu olup bitene anlam vermeye çalışır. Bir anda tüm gücünün ve bilgeliğinin nasıl uçup gittiğine ve bu aciz hâlle hayatına nasıl devam edeceğine dair kendini sorgulamaya başlar. Ama iş işten çoktan geçmiştir.

Aşk, fena hâlde dağıtır. Hem yaşam hem de mesleki tecrübelerimde, âşık olduktan sonra hayatı hem olumlu hem de olumsuz anlamda dağılan çok insan tanıdım. O güne kadar işinde, gücünde yaşayan, herkesin takdir ettiği nice delikanlının kendisinden, ailesinden geçtiğini, bir fırtınaya tutulup eve dönüş yollarını unuttuğuna, artık başka birisi olarak yaşadığına çok şahit oldum. Ama bazen de âşık olduktan sonra kendisine çeki düzen veren, hayatına anlamını yeniden düşünen, bir işe giren, kendini gerçekleştirmeye çalışan insanları da gördüm. Hayatlarındaki o karanlık örtünün aşkla dağıldığına, eksik parçalarının aşkla tamamlandığına, artık yalnız hissetmeyişlerine de yüzlerce kez şahit yazıldım. Aşk dağıtır ve aşk toplar.

Yaşam bir yolculuktan ibarettir ve bu yolculukta vardığımız belli duraklar, eriştiğimiz bazı makamlar vardır. Kişi, en nihayetinde kendini tanımak, kendini bulmak ve hem kendine hem de dünyaya bir değer katabilmek için bu yolculuğa çıkar. Bu yolculuğun bana göre en önemli durağı aşktır. Kişinin aşkı keşfetmesidir. Bana göre kişisel tarihimiz ve yaşam yolculuğumuz ikiye ayrılır: 1) Âşık olmadan önce, 2) Âşık olduktan sonra. Çünkü insan, kaç yaşında olursa olsun aşkla tanıştıktan sonra başka birine dönüşüyor. Huyu, suyu ve hatta varlığı bile bütünüyle değişiyor, yeni bir hâle bürünüyor.

Rivayet odur ki fikir ve gönül dünyamıza önemli katkılar sunmuş merhum Fethi Gemuhluoğlu burs için görüştüğü öğrencilere “hiç âşık oldun mu?” diye sorarmış. “Olmadım” diyen öğrencilere de şaka yoluyla “âşık ol da gel” dermiş. Çünkü Fethi Bey; aşkın, sevginin, muhabbetin insan hayatına nasıl tesir ettiğini, insanı nasıl değiştirdiğini bilen bir insandı ve her insanın bunu keşfetmesini, tecrübe etmesini isterdi. Fakat bugünün gençleri aşkı ne derece önceliyor? Aşk denilince akla eski Türk filmleri, aşırı romantize ve gerçeklikten uzak, karikatür ve eskimiş bir duygu geliyor günümüzde. Peki aşkın yerini ne aldı? Dış görünüş, güçlü ve bağlantılı soy isimler, maddi beklentiler, eskisi kadar geçer akçe olmasa da meslek ve popülerlik. Ne yazık ki ilişkilerin önemli bir kısmının dinamiğini bu başlıklar oluşturuyor.

Aşk gizlemektir. Güzel, gizlenendir. Ama son dönemde, sosyal medya vasıtasıyla eşlerini “aşk hikâyesi” bahanesiyle ortaya seren sayısız insan var. Bu büyük bir çılgınlık, akıl tutulması. Mevzu artık mutlu bir anın, keyifli bir günün hatıra olarak sosyal medyada paylaşılması değil, bu artık teşhircilik ve düpedüz tüccarlık. Sosyal medyada fazladan birkaç beğeni ve sponsor bulabilmek için en mahrem hâllerini, yatak kıyafetlerini, çocuklarının özellerini rahatlıkla ifşa eden ve bunu normalleştiren güya mutlu ve âşık çiftler etrafımızı sardı. Bunu normalleştirmemek hepimizin vazifesidir. Tekrar edelim güzel gizlenir. Gerçek aşkın kurguya, alkışa, bu kadar çok görünmeye ihtiyacı yoktur. Sürekli olarak görünmeye çalışan çiftlerin ilişkilerinde yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğunu düşünmek son derece doğal. Bu gösteriş ve gürültüyle neyi kapatmaya, telafi etmeye çalışıyorlar acaba?

Neyse.

– Yağmur iyice bastırdı. Şu sigarayı içeyim de kalkalım.
– Olur. Nereye gideceksin şimdi?
– Markete uğrayacağım. Domates filan.
..

Hayat tam olarak böyle bir şeydir, durmadan akar ve devam eder. Aşkından gebersen de kaldırıp seni o domates tezgâhının başına diker ve çürükleri değil, iyi domatesleri seçtirmeye mecbur bırakır.

Aşk böyledir, yaşamak böyledir.

Böyle yaşamayı da tanıyorum.

2 Yorum

  1. Hazal 30 Mart 2026 at 12:43

    Siz hep aşkla ilgili yazsanız?

    Cevapla
  2. Sümeyye Arslan 31 Mart 2026 at 12:43

    ‘Çok aşığın var diyorlar,
    İnkâr et yeter bana
    Bir sevda sözü fısılda
    Hazırım inanmaya.’
    İncesaz

    Cevapla

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir