Modern Kültlerin Psikopatloji

Savruluyoruz. Kendimize ve dünyaya dair tutunacak bir şeyler ararken, varmak istediğimiz noktanın uzağına savruluyoruz. Cebimizdeki adresler, yüksek tanıdıklar, bol limitli kredi kartları bile önüne geçemiyor bu savruluşun. Ama bir yandan da içgüdüsel olarak ayak diriyoruz bu istemediğimiz yolculuğa, bizi koruyacak, iyi gelecek, stresimizi azaltıp ruhumuza cennet ferahlığı üfleyecek bir liman arıyoruz. Moda devlerinin ya da teknoloji patronlarının bu arayışa kendilerince esaslı yanıtlar verdiğine şahit oluyoruz. Önerdikleri kış kombinleriyle bambaşka biri olacağımızı, son çıkan dört kameralı cep telefonuyla dünyamızın değişeceğini, o parfümü sıkarsak tüm ilginin bizim üzerimizde toplanacağını inatla ve ısrarla tüm medyada, sokakta, oturma odalarımızda dinliyoruz, inanıyoruz ve söylediklerini uyguluyoruz.

Ama yine de işler beklediğimiz gibi gitmiyor, ruhumuz bir türlü rahat bir nefes alamıyor ve içimizdeki boşluk hissi büyük bir anlamsızlıkla beraber günden güne derinleşiyor. Modern insanın en büyük yanılgısı bu sanırım; satın alarak, biriktirerek, fırsatları değerlendirerek iyi olacağını, hayatına anlam katacağını düşünmek. İnsan satın aldıkça, biriktirdikçe, hakikatle arasına maddeyi yığdıkça hakiki olanı görme şansını yitiriyor ve bir zaman sonra dünyayı sadece atomlardan ibaret zannediyor.

Bu kısır döngüyü ve insanın boşluktaki halini fark edip durumu kendi çıkarları için kullanmak isteyen sadece moda ve teknoloji devleri değil elbette, çeşitli gruplar ve örgütler de insanın bu şaşkın ve çaresiz haline talip. İşte modern kültler de tam olarak burada devreye girmekte. Genel anlamıyla modern kültler; üyelerin, onların ailelerinin ya da toplumun hâlihazırda veyahut ihtimal dahilinde olan zararına ve grup liderinin amaçlarını gerçekleştirmek amacıyla oluşturulmuş, bir kişi, fikir veya şeye aşırı bir bağlılık ya da adanmışlık sergileyen, manipulatif ikna ve kontrol teknikleri uygulayan bir grup veya harekettir. İlk dönemlerde kültler geleneksel dini otoriter (kilise) yapılardan bağımsız, mistik yönelimli masum gruplar olarak görülse de sonraki yıllarda yaşanan toplu intihar ve çeşitli istismar vakaları ile aslında düşünüldüğü kadar zararsız yapılar olmadığı anlaşıldı. Kült gruplar temelde insanın ‘ bir şeylere inanma ihtiyacını’ kullanırlar. Çünkü hepimizin içinde bir inanma, bir yere, bir şeye ya da kişiye bazen bilinçli bazen de bilinçsiz bir şekilde ait olma ihtiyacı vardır. İşte kült gruplar bu ihtiyacı bazen dini argümanlarla bazen sahip olduklarını iddia ettikleri mistik mesajlarla bazen de kendi oluşturdukları kutsallarla karşılamaya çalışıyor.

Amerikalı sosyolog Dr. Janja Lalich ve Amerikalı psikolog Dr. Michael Langone’ın “Characteristics Associated with Cultic Groups” adlı çalışmasında kült gruplara bazı özellikler sıralanır. Bu çalışmaya göre kült gruplarda: Grup, liderine ve onun inanç sistemine, ideolojisine mutlak hakikatmiş gibi bağnazca ve sorgusuz sualsiz bir bağlılık sergiler; sorgulama, şüphe ve muhalefet istenilmez, hatta cezalandırılır; zihin değiştirme (beyin yıkama) uygulamaları (meditasyon, ilahiler söyleme, anlaşılmaz sözler söyleme, kınama amaçlı toplantılar ve son derece yorucu çalışma rutinleri vs.) aşırı derecede kullanılır ve grup ve liderine yönelik şüpheleri bastırmaya yarar; grup üyelerinin nasıl düşünmesi, davranması ve hissetmesi gerektiğini, genellikle son derece detaylı bir biçimde lider belirler (örneğin, karşı cinsle görüşme, iş değişikliği, evlilik gibi konularda üyelerin izin alması gerekir; ne giyileceği, nerede yaşanacağı, çocuk sahibi olunup olunmayacağı, çocukların nasıl yetiştirileceği ve benzeri konuları liderler belirler); grup, güya yüce amaçları için kendisinin gerekli gördüğü her şeyin mubah olduğunu öğretir veya ima eder. Bunun sonucunda üyeler, gruba katılmadan önce kınanması gereken veya gayrı ahlaki olarak gördükleri davranış veya faaliyetlere girişebilir (örneğin aile ve arkadaşlara yalan söylemek veya düzmece yardım kuruluşları için para toplamak).

Kültlere katılımın psikolojik nedenleri

Amerikan Psikiyatri Derneği’nin (APA) 1992 yılında yayınladığı Liderler ve Takipçileri: Dini Kültlere Psikiyatrik Bir Bakış başlıklı makalede bu tür gruplara katılıma neden olarak şunları sıralıyor: Pek çok çağdaş kült toplumunun/yeni dinin çoğunluğunu teşkil eden beyaz orta sınıf idealist genç insanlar çoğu zaman yalnız, bunalımlı ve belirsiz gelecek karşısında endişelidir. Bağımlı olmaya eğilimlilerdir. Şefkate hararetle muhtaçtırlar. Kendi hissi dayanaklarını temin edemezler, kendi değerlerini hissetmek, aidiyet hissi ve hayatını anlamlandırmak için harici güçlere ihtiyaç duyarlar. Alıngandırlar, sıklıkla onları hayal kırıklığına uğratan ve onlara değer vermeyen toplumun geneline karşı düşmandırlar. Yetişkinliğin bir talebi olduğu kadar pek çok kişi tarafından arzuyla beklenen özgürlük onlara ezici gelmektedir.

Muhakkak hepinizin çevresinde buna benzer sıkıntılar yaşayan insan tipleri mevcuttur. Bu kişiler yaşamış oldukları yoğun stresin üstesinden gelmek, yaşamış oldukları anlamsızlığı telafi etmek ve hayatlarını kolaylaştıracak bir yol gösterici bulmak için mevcut inançlarını terk ederek çeşitli kültlere katılım sağlar. Göreli yoksunluk teorisi olarak adlandırdığımız teoride dibe vurmuş kişi kendini genellikle toplumsa konum itibariyle kendinden daha üstün ve etkili kişilerle kıyaslar ve bu kıyas neticesinde kendinde gördüğü eksiklikler sebebiyle bir mahrumiyet hisseder. Onlar gibi huzurlu olmak, statü kazanmak, değer görmek, kurtulmak ve bazen de zengin olmak için bu kült gruplara katılım sağlayabilirler.

Bu gruplara katılımın psikolojik nedenlerini açıklayan bir diğer teori de sosyal ağ teorisi. Bu teoriye göre modern kültlere katılım kararı alması söz konusu grubun üyeleriyle kurulan bağların diğer insanlarla kurulan ilişki bağlarından daha kuvvetli olmasına bağlıdır. Çevresiyle, ailesiyle ve toplumla güçlü bağlar kuran bireyler geleneksel şekilde hareket edeceklerdir fakat bu bağdan yoksun bireyler kültlere katılım konusunda kendilerini daha rahat hissedeceklerdir. Sosyal etkileşimin modern kültlere katılımın en büyük nedeni olduğunu iddia eden sosyal etki teorisyenlerine göre bu tür gruplara katılma ihtimali daha fazla olan kişiler; yeni evliler, boşanmış ya da dul kalanlar, gençler ve işsizler gibi bulundukları topluma bağlılıklarını yitirmiş kişilerdir.

Yalnız kalmış ve toplumla bağı zayıflamış birey grubun inançlarını ve ritüellerini bir anda çekici bulup katılmazlar. Grubun üyeleri ile kurdukları ilişkiler grup dışında kurduğu ilişkilere ağır bastığında kişi o gruba adım atar ve değişim böylece başlamış olur. Moon Tarikatı üyeleri ile yapılmış bir araştırmada harekete üye olan üyelerin çoğunluğu hareket mensuplarıyla olan yakın ilişkileri sonucunda gruba katılmışlardır. Bu araştırmaya göre potansiyel üyeler, grubun ideolojisini kabul etmedikleri halde grubun üyeleriyle kurmuş oldukları bağ sayesinde harekete katılabilmekte ve orada geçirdikleri uzun süre sonucunda gerçek bir üye haline gelebilmektedirler.

Dünyanın birçok ülkesinde yapılan araştırmalar bize şunu gösteriyor; bu tip hareketlere katılanların büyük bir bölümü 15-25 arasındaki, lise ve üniversite mezunu gençler. Ailesinden, sevdiklerinden ve sosyal çevresinden uzakta başka bir şehre üniversite okumaya gitmiş, bulunduğu yere yabancı ve yalnız, yoğun bir stres altında olan ve bununla baş etmeye çalışan gençlerimizi düşünelim. O büyük ve korkutucu yalnızlık ve stres çukurunda kendisine seslenen, eve davet eden, yemek yediren, kendisiyle ilgilenen, güvenlik ve hatta maddi ihtiyaçlarını karşılayan kişilere can simidi gibi sarılan gençlerimizi. Sonrasında yavaş yavaş örgütün ideolojik beyin yıkama seanslarına katılan, zihni çeşitli yöntemlerle kontrol altına alınan ve nihayetinde de bir örgüt üyesi olan gençlerimizi düşünelim. Hepimiz için ne kadar da tanıdık geliyor bir hikâye değil mi?

Modern kültlerle alakalı şu noktayı da atlamamak gerekiyor; modern kültler mümkün mertebe karmaşıklıktan sıyrılmış ve kendi hakikatlerini basitçe sistemleştirmişlerdir. Dünya yolculuğunda iradesini kullanmaktan yorulmuş, kapı kapı savrulan kişiler için hüküm vermeden, sorumluluk taşımadan, karar almadan yaşamak büyük bir nimet gibi görülebiliyor ve kişi bu kolaycılığı hızlıca seçip onaylayabiliyor. Ülkemizdeki malum terörist kült yapının mottosunu hatırlayalım: ‘’İtaat et kurtul!’’

Araştırmacı Hanna Hyams 1998 yılında grubunun birçok üyesi ve liderlerinin toplu bir şekilde intihar ettiği Güneş Tapınağı Tarikatı’nın eski üyeleriyle bazı terapötik görüşmeler gerçekleştirir. Bu görüşmelerde eski tarikat üyelerinin çeşitli psikopatolojik semptomlar gösterdiğini, travmatik acılar çektiklerini ve bu kişilerin erken çocukluk döneminde psikolojik zorluklar yaşadıklarını, ebeveynleri tarafından duygusal ve fiziksel istismara uğradıklarını ortaya koymuştur. Anne ve babası tarafından sevilmeyen, onaylanmayan ve sürekli eleştirilen çocuk ilerleyen yaşlarında onay ihtiyacını kült grupların karizmatik liderlerinde karşılamaya çalışır. Bir yanda kendisini ihmal eden ebeveyn diğer yanda kendisine kurtuluş vaad eden ve bu kurtuluş yolculuğunda sevgisini, ilgisini esirgemeyen kült grup lideri. Anlamını yitirmiş, sosyal ilişkileri zayıf, kendisini yalnız hisseden ve ebeveynleri tarafından sürekli eleştirilen genç bu durumda karizmatik liderin koruyuculuğuna sığınmayı mantıklı bir tercih olarak görebiliyor. Peki kimdir bu karizmatik liderler?

Kült gruplarda lider profili

Kült grupların en bilindik özelliği sözde karizmatik bir lidere sahip olmalarıdır. Bu liderler sahip oldukları güya doğa üstü güçlerle geçmişten ve gelecekten haberdar olduklarını, bir takım ilahi mesajlar aldıklarını ve bu ilahi mesajlar aracılığıyla kendisine bağlı olan grup üyelerini bir kıyametten, kötülükten ya da şeytanın hilelerinden koruyacağını iddia ederler.

Kült grup liderleri patolojik bir düzeyde narsistik kişilik örüntüsüne sahiplerdir. Bunun yanında; kim olduğuna ve neler yapabileceğine dair büyüklenmeci fikirlere sahip olma, mutlak bir itaat talebi, tavır ve tutumlarında abartılı bir tevazu maskesi altında saklanan kibir, kendisini özel ve seçilmiş görme, yaptığı kötü eylemler sonucunda herhangi bir mahcubiyet duymama, grubun üyesi olmayanları düşman ve kötü görme, diğer kişileri maddi olarak riske sokacak şekilde onlardan maddi talepte bulunma gibi davranışlar sergilerler. Yine bu liderlerin erken çocukluk dönemlerinde ebeveynleri tarafından yeterli ilgiyi görmeyen, yetersizlik duyguları yaşayan, bu duygularla baş etmek için de “en iyi ve en üstün” olduğunu iddia edip bir zaman sonra bu duruma inanan kişiler oldukları gözlemlenmiştir.

Sadece kült grup liderleri değil, grup mensupları da liderlerine olağanüstü özellikler, mucizeler yükleme eğilimindedirler çünkü dünyada fena halde sıkılmış, çaresiz kalmış ve anlamsız hissetmektedirler. Bu durum lideri bazen yüce Yaratıcının sesi bazen de vahiy almış bir peygamber olarak görüp lidere ibadet etme noktasına bile varabilir. Bu sebepten dolayı da kişiler grup liderlerinin eşyalarına, sözlerine ve kendilerine dokunmasına ilahi bir anlam yükleyerek istismara uğrarlar.  Burada kritik ve önemli bir husus daha mevcut; kült grup liderleri mensuplarının bir davaya ya da fikre inanmasını, itaat etmesini istemezler (bu fikir kendilerinin bile olsa). Liderler, mensuplarının bizzat kendi benliklerine, varlıklarına itaat etmesini isterler çünkü grup üyesi kendisini lidere değil de onun sunduğu görüş ve fikirlere adarsa, liderin bu fikirlerden sapması halinde üye bulunduğu grubu terk edebilir ama adanmışlık durumu doğrudan liderin kendisine olursa üye hiçbir zaman kusurları ve yanlışları göremez. Bu bağlılık tipinde grup üyeleri liderleri için kendilerini tehlikeye atacak, yakınlarına ve topluma zarar verecek hatta kendi canlarından vazgeçecek eylemlere kolaylıkla, hiç düşünmeden başvurabilirler.

Kült grup liderlerinin en belirgin özelliklerinden biri de grup üyeleri üzerinde stres ve korku hissi oluşturmak için daimi olarak yeni düşmanlar oluşturmak ve bu sayede grup içerisindeki dayanışmayı arttırıp kurtarıcı rolünü daha da belirginleştirir. Grup üyelerine her zaman günahkar olduklarını, aciz olduklarını ve kurtarılmaya muhtaç olduklarını hissettirir. Ebeveyni yerine koyduğu liderin bu geri bildirimleri grup üyesinde eski travmaları tetikler ve zaten sahip olduğu yetersizlik hissini bastırmak için bu sefer ebeveynlerinin değil, grup liderinin gözüne girmeye çalışarak lider ne diyorsa, ne istiyorsa onu yapmaya çalışır, stres ve korkusunu böylece bastırmış olur.

Modern kültler üyelerinin, doğrudan şahsiyetlerine ve iradelerine saldırıp ele geçirmeye çalışır. Grup üyelerinin farklı ve özel olan yönlerini fark edip o yönleri silikleştirmeye, unutturmaya, değersizleştirmeye çalışırlar. Grup üyelerinin; hislerini, meraklarını ve bilgi birikimlerini yıkıp yerine kendi ideallerindeki şahsiyetsiz ve boyun eğici insan modelini yerleştirmek isterler ve çoğu kez de kullandıkları tekniklerle başarılı olurlar.

Bu noktada hepimizin kendimize sorması gereken soru şu sanırım: Tüm bunlar olurken ben ne yapıyorum? Gençler anlamsızlık çukurunda debelenirken; talihine küsmüş yaşıtlarımız başı boş bir şekilde sokaklarda gezerken; çevremizde, kendisine sorulacak “nasılsın?” sorusuna muhtaç binlerce insan ve yaralı ruh varken ben ne yapıyorum? Bu soruya vereceğimiz yanıt değindiğimiz sorunların devası olacaktır.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir