Spider-Man ve Tanıdık Travmalar

Onlara saygı göstermemizin sebebi, bir karizmaya sahip olmaları ve kutsal bir görünümleri
olması ya da Tanrı tarafından verilmiş özel güçleri olmasından değil; popüler değerleri temsil
etmelerindendir. Onlara saygı duyuyoruz; çünkü bizi temsil edip yüceltiyorlar.

Howard S. Scwartz

Dünya hepimiz için tahammül edilmesi zor bir yer haline dönüştü. Ekonomik sıkıntılar, ağır iş temposu, yıpranmış evlilikler,  tüketerek mutlu olma çabasının çaresizliği ve içine yuvarlandığımız derin anlamsızlık çukuru.  Her geçen gün biraz daha güçsüz ve yenilmiş hissediyoruz. Bu güçsüzlük ve yenilgi bir noktadan sonra bizi mutsuz olduğumuz ya da sıkıldığımız dünyadan soyutlayacak eylemlerin ve düşüncelerin arayışına sürüklüyor. İşte süper kahramanlar ve onların heyecanlı dünyası da tam bu noktada devreye giriyor ve kendi dünyasında bataklığa saplanmış insanoğlunu alternatif bir evrene veyahut kişilik özelliklerine inandırarak peşinden sürükleyip insanın bir nevi katarsis (duygusal boşalım) yaşamasına imkân sağlıyor. 2000’li yıllardan sonra hızlanan ve büyük bir ekonomiye dönüşen süper kahraman ekosisteminin neden yeniden canlandığını tahmin etmek pek de zor değil aslında.

İnsanlığı peşinden sürükleyip alternatif bir dünyanın mümkün olduğunu bizlere söyleyen kahramanlardan biri de Spider-Man yani Örümcek Adam. Yetişkinlerin günlük hayatta Spider-Man logolu ürünler kullanmaları; yine çocukların Spider-Man baskılı kıyafetler, kostümler giymesi, çanta, kalem, defter gibi kırtasiye ürünlerinde ısrarla Spider-Man’i tercih etmeleri ve hatta doğum günü organizasyonlarında bile Örümcek Adam konsepti istemeleri süper kahramanımızın bizlerin anlam dünyasındaki yerini açık bir biçimde ifade ediyor.

Çizgi roman tarihinin Gümüş Çağı’nda (1950-1970) ortaya çıkan Spider-Man kendi çizgi romanına sahip en genç kahraman olur. 1962 yılında, satışları iyi gitmeyen ve son sayısını yayınlayan Amazing Fantasy  isimli dergide ilk kez ortaya çıkan Spider-Man çizgi roman dünyasında büyük bir devrim yaratır. Derginin 15. yani son sayısı okurlar tarafından büyük bir ilgi görür ve nihayetinde Spider-Man kendi dergisini çıkartır. Çocuklar ve gençler Örümcek Adam ile kendilerini özdeşleştirir ve hiç hata yapmayan, doğruluk timsali, mükemmeliyetçi Superman’den yavaş yavaş uzaklaşmaya başlarlar çünkü Örümcek Adam günahıyla ve sevabıyla kendilerine çok benzer.

Spider-Man’in yaratıcısı Stan Lee’ye göre Örümcek Adam modası geçmeyecek tek süper kahraman. Çünkü o, ne uzaydan gelen güç ne seçilmiş bir kişi ne de Yunan tanrısı. Aramızda dolaşan, kazara kahraman olmuş bir genç.

Anne ve babasını bir uçak kazasında kaybeden, amcası Ben ve yengesi Mary ile yaşamaya başlar Peter Parker. Katılmış olduğu bir okul gezisinde radyoaktif bir örümcek tarafından ısırılır ve artık dünya onun için bambaşka bir yer haline dönüşür. O güne kadar yaşamış olduğu travmalar sebebiyle içe dönük bir hayat süren Parker, örümcek tarafından ısırılmasından sonra duygusal ve davranışsal olarak değişir, özgüveni yavaş yavaş artmaya başlar. Durumu fark eden Ben Amca, Peter’la son konuşmasında okuldaki davranışlarına dikkat etmesi ve kavga etmemesi konusunda uyarılarda bulunurken Spider-Man serisinin bir nevi mottosu haline gelen: ‘’Büyük güç, büyük sorumluluk getirir’’ cümlesini söyler.  Fakat hem ergenlik döneminin fırtınaları hem de damarlarında hissettiği gücün etkisiyle Ben Amca’ya sesini yükselten ve ‘’babammış gibi davranmayı kes’’ diyen Peter, amcasını o gün son kez gördüğünü elbette bilmiyordu.

Spider-Man neden bizden biridir?

Spider-Man’i bizlere yakın kılan en önemli faktör insani zaaflarıdır. Spider-Man tıpkı bizler gibi hata yapar, nefsine uyar, yanılır ve bu benzerlik bizlere iyi hissettirir, onunla yakın bir bağ kurmamızı sağlar. Kahramanımız Peter Parker örümcek tarafından ısırıldıktan ve süper güçler kazandıktan sonra ilk iş olarak kendisine musallat olan ve platonik aşkı Mary Jane’e sahip olan Flash Thompson’ı okulda herkesin gözü önünde döver ve ardından da para karşılığı kafes dövüşlerine katılmaya başlar. Fakat buradaki temel motivasyonu para değil aşktır. Çünkü Thompson’ın son model bir arabası vardır ve Mary Jane bu arabaya tabiri caizse hastadır. Araba fiyatlarını inceleyen meteliksiz Parker da para kazanmanın tek yolunun süper güçlerinden geçtiğini düşünür ve para karşılığı dövüşmeye başlar.

Kahramanımızın maddi olarak hep sıkıntıları vardır. Yaşlı Ben Amca ve Mary Yenge ile birlikte Parker da borçlarla boğuşur, banka kredileri, haciz işlemleri, ev kirası gibi konular gündemlerini hep meşgul eder. Çalıştığı ikinci sınıf bir gazeteye çektiği fotoğrafları satmak için uğraşan Parker’a patronu tarafından Spider-Man’in fotoğrafını çekmesi, ancak bu şekilde para kazanabileceği söylenir. Ve Parker bir kez daha paranın cazibesine kapılarak kendi fotoğraflarını yani Spider-Man’in fotoğraflarını çekip gazeteye para karşılığı satar. Kahramanımız ahlaki duruşunu yeniden sekteye uğratır. Sizce Superman çalıştığı gazeteye para karşılığında kendi fotoğraflarını servis eder miydi? Yüksek ihtimalle cevabınız ‘hayır’ olur çünkü Superman bay doğrudur, Spider-Man ise bizler gibi insan.

Peter Parker’ın hayatta aldığı en büyük ve en acı ders de bu insani hırsları sebebiyle olur. Para karşılığı dövüştüğü gece kazandığı parayı almak için müsabakayı organize eden patronun yanına gider fakat patron kazanmış olduğu paranın çok az bir miktarını Parker’a verir ve onu başından savar. Tam da bu esnada silahlı bir soyguncu gelip patronun tüm parasını alıp kaçar. Kahramanımız, patrona olan kızgınlığından dolayı elinde imkân varken soyguncuya müdahale etmez ve onun kaçıp gitmesini seyreder. Fakat kader ağlarını ilmek ilmek örer. Kaçmasına izin verdiği hırsız sonrasında Ben Amca’yı öldürür ve Parker bunu o hırsızı yakaladığı zaman öğrenir. Kişisel hırsları sebebiyle ahlaki olan davranışı sergilemeyi reddeden ve bir bakıma kötülüğe göz yuman Spider-Man bunun bedelini ağır bir biçimde ödemiş olur.

2002 yılında sinema izleyicisiyle buluşan Spider-Man filminin açılış sahnesinde Peter Parker şunları söyler: ‘’Biri size bunun mutlu bir hikâye olduğunu ya da hayatımdan memnun, kendi halimde biri olduğumu söylediyse yalan söylemiştir.’’ Bu cümle bile kahramanımızın ne kadar depresif ve kendinden memnuniyetsiz olduğunu gözler önüne seriyor. Yaşamış olduğu travmatik ebeveyn kaybından sonra kendisine bakım veren ve onunla beraber hayata tutunduğu amcasını da trajik bir biçimde kaybeden Peter, duygusal olarak büyük bir çöküntüye saplanır. Halihazırda okulda akran zorbalığına maruz kalan, sosyalleşme noktasında zorluk çeken, sevdiği kıza (Mary Jane) açılacak cesareti kendinde bulamayan hatta Mary Jane’i en yakın arkadaşına kaptıran depresif süper kahramanımızın dertleri ve acıları bizlere tanıdık gelir, bu tanışıklık sayesinde onunla kurduğumuz bağ daha da gelişir.

Peter öksüz ve yetimdir, fiziksel olarak çelimsiz bir çocuktur.  Süper kahraman olduktan sonra da diğer kahramanlar gibi çok büyük ve inanılmaz güçlere sahip olmaz. O Superman gibi dünya dışı bir varlık değildir ya da Batman gibi sahip olduğu servetle son model silahlar geliştiremez. Tehlikeyi önceden hissetmesi, normal insanlara göre 40 kat daha çevik olması, kuvveti ve sahip olduğu bilimsel bilgilerle örümcek ağı üretip bunu kullanması Spider-Man’in güçlü yönleridir. Fakat bu güçlü yönler onun düşmanları tarafından dayak yemesine, hırpalanmasına engel olamaz. Çizgi romanları baz alacak olursak Spider-Man’in en çok dayak yiyen süper kahraman olduğunu söyleyebiliriz, düşmanları her zaman ondan daha güçlüdür ama o asla vazgeçmez ve mücadeleye devam eder. Bu, ezilen ama yenilmeyen tavrı bizi ona daha da yakınlaştırır.

Spider-Man okurları bilir ki kahramanımız çizgi romanlarında kendisiyle bol bol konuşur, gevezedir, düşmanlarıyla mücadele ederken en zor anlarında bile soğuk şakalar yapmaya çalışır ve düşmanları bazen bu yönüyle dalga geçer. Bunun elbette ki belli başlı sebepleri var. İlk olarak Peter Parker yalnız bir insandır, Batman, Superman, Fantastic Four gibi çevresi insanlarla dolu birisi değildir. Haliyle bu yalnızlık ve travmatize yaşantısı birleşince Peter içine döner, vicdan muhasebesini, mutluluğunu, mutsuzluğunu kendine anlatır, ötekine ulaşamadığı için en yakınında yani kendinde bir anlaşılma kapısı açar. İkinci olarak da en zor anlarda bile mizah yapması bize bir şeylerin anormal gittiğini gösteriyor aslında. Ezeli düşmanı Dr. Doom’un: ‘’Az laf, çok iş’’ diye seslendiği Spider-Man mizaha ihtiyaç duyar çünkü mizah insanın dünyayla bağ kurmasına, ötekine bir şekilde ulaşmasına, kabul görmeye, dahil olmaya ve bir kimlik kazanmamıza yardımcı olur. Kahramanımızın yalnızlığını, silinmiş kimliğini ve çalacak kapısının olmayacağını düşünürsek bu son derece makul bir davranış olarak karşılanabilir.

Bazen de mizah  bir savunma mekanizması haline dönüşür. Çevrenizde de muhakkak görmüşsünüzdür; yaşamış olduğu zorluklar, kayıplar ve başındaki türlü belalara rağmen bunları hiç umursamayan, konuşmayan, üzülmeyen hatta aksine bunlar yokmuş gibi davranıp anormal bir şekilde mutlu görülen, gülüp eğlenen insanlar vardır. Bu tip vakalarda kişiler aslında gerçekten mutlu olduklarından değil mutsuzlukla yüzleşmekten çekindikleri için böyle bir davranış örüntüsü geliştirirler. Spider-Man de yaşamış olduğu travmalar, kayıplar ve yolunda gitmeyen hayatı sebebiyle kendini daimi olarak mizah yapmaya zorlayıp bu sayede bir parça da olsa huzura kavuşuyor olabilir.

Düşmanlarını ve hayatı yenmek için büyük bir mücadelenin ve çıkmazların içindedir Spider-Man. Onun bu insani hali, hataları, hırsı ve çıkmazları bizlerin duygularıyla akrabadır, işte bu yüzden de Spider-Man dünyanın en çok sevilen ve benimsenen süper kahramanlarından biridir ve hep öyle kalacaktır.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir