Canın nereden yanıyorsa, kıyametin orada kopuyor.
Nermin Yıldırım, Unutma Dersleri
Yaşamın kendini gizlediği, sırlarını sakladığı bazı dönemler vardır. Okuduğumuz, dinlediğimiz, tecrübe ettiğimiz hiçbir şey yaşamı anlamamıza yetmez böyle zamanlarda. İlk kez yola düşen bir yolcu gibi acemice ve tedirginlikle etrafımıza bakarız. İnsanın, tabiatın, gökyüzünün ne olduğunu bilmemize ve daha önce sayısız kez şahit olmamıza rağmen, bu sırların saklandığı dönemde, onlara ve olup bitenlere dair hiçbir şey söyleyemeyiz. Sadece yürürüz. Bir rehber, pusula, harita olmadan, büyük bir belirsizlikle bilinmezliğin kalbine doğru çekingen adımlarla yürürüz.
Bazı yollar ve yürüyüşler yazgımızdır.
O çekingen adımlardan vazgeçmek, bildiğimiz, aşina olduğumuz, güvendiğimiz yere geri dönmek ve yoldan vazgeçmek akla ilk gelen seçenektir. Ve insanların büyük bir kısmı da bunu yapar zaten. Korkmamak, yenilmemek ve kaybetmemek için eve geri dönmeyi seçerler ama bazen en kötü seçenek evi geri dönmektir. Ev, bazen yenilgi, bazen değişimin, gelişimin önündeki en büyük engel, bazen de ellerimizle kazıp kendi rızamızla içine girdiğimiz mezarımızdır.
İnsan; zamanı geldiğinde, tüm seçenekleri tükendiğinde, artık bir yolu kalmadığında, bir daha hiç geri dönmemek üzere evini, yuvasını terk edebilmelidir. Ve bilirsiniz ki ev sadece bir mekân değil, bir inanç, insan, duygu ve bağlarımızdır aslında. Bazı bağlar, insanlar, duygular bizi zehirli bir sarmaşık gibi sarmalar, günden güne hareketsiz ve umutsuz bırakır, en nihayetinde de öldürür. İşte böyle zamanlarda evi terk etmek, yaşayabilmemiz ya da yeniden doğabilmemiz için atacağımız en sağlam adımdır.
Bazen yolun bizi nereye götüreceğini bilmeden yola çıkmak, yazgının bizi sürüklediği yere korkusuzca sürüklenmek insan olmanın şanındandır. Yaşarken her şeyi hesap edemeyiz, her şeyi ölçüp tartamayız, her şeyin sonunu bilemeyiz. Bunu yapmaya çalışmak ne için dünyada olduğunu hiç anlamamış olmaktır. Bu ucuz kibre kapılanların sonu genellikle hüsrandır. Yaşamı ve kaderi kestirilebilir, tahmin edilebilir bir hale dönüştürmeye çalışanlar, dünyanın sert sarsıntılarına maruz kalırlar. İşte bu sebepten dolayı, kim olduğumuzu ve alemde ne kadar yer kapladığımızı bilerek, kendimizi dünya yolculuğunun ve de yazgımızın kollarına bırakmalıyız bazen. Kâr-zarar hesabı yapmadan, çıkarlarımızı gözetmeden, bazen cesaretle ve hatta bazen de delice yola çıkmalıyız.
Yola çıkmalıyız çünkü hayattan alacağımız dersler bize yolda öğretilir, sıcak ve güvenli yatağımızda değil. Tarihteki tüm kahramanlar, bir yolculuk sonucunda kahramanlaşmıştır. Yol boyunca karşılarına çıkan canavarlar, ejderhalar, zorluklar ve engeller, yola çıkan kahramanımıza büyük dersler verip onun gelişimine katkı sunmuştur. Hepimizin kendimize ait bir hikâyesi ve yolculuğu var. İşe, bunu kabul ederek başlamamız gerekiyor. Bu kişisel hikâyemizi tamamlamak, ilerleyen sayfalarda ve safhalarda neler olacağını görmek için de evimizi (ev bildiğimiz duyguları) terk edip yola koyulmamız gerekiyor. Evet biliyorum, yol çok ürkütücü. Anlatılan o hikâyelerdeki canavarlar gözünü korkutuyor. Ama korkma inancın ve değerlerin tüm o kötü kalpli canavarları alt etmen için her daim senin üzerinde bir kalkan gibi olacak ve seni yolculuk boyunca koruyup en nihayetinde de hikâyenin tamamlanmasına yardımcı olacak.
Sen yeter ki yola çıkmaya ikna ol. O zaman her şey kolaylaşacak.
***
Hayatımın bu döneminde dünyaya karşı büyük bir ilgisizlik yaşıyorum. Daha önce beni tutan, bağlayan, dikkatimi celbeden bir şeyler hep vardı fakat son aylarda artık hiçbir şeye ilgimi, dikkatimi veremiyorum. Herkese ve her şeye karşı büyük bir mesafe hissediyorum. Yakınlık duygumu yitirmiş gibiyim.
Üretmek, bildiklerimi paylaşmak ya da öğrenmek yerine sadece olup biteni izliyorum. Zaman, alışık olmadığım bir şekilde akıyor. Sanki zaman diye bir şey hiç yokmuş ve hepimiz havada, dünyanın bir yerine asılıp kalmışız gibi. Yaşıyoruz fakat zaman geçmiyor çünkü onu kaybettik. Doğrusu bu, evet, zamanı kaybettim. Bu sebepten dolayı da dünya eskisi kadar renkli bir yermiş gibi görünmüyor gözüme. Zamanın olmadığı bir düzlemde mekân da anlamını yitiriyor, eylem de.
Son zamanlarda sadece gezmek istiyorum. Bir yerlerin yabancısı, bilmeyeni ve bilinmeyeni olmak. Her gördüğüm sokakta, insanda bildiklerimi yeniden kontrol etmek, keşfetmeye, anlamaya, yeniden öğrenmeye çalışmak. En temelde mekânı yeniden keşfederek zaman ulaşma çabası bu.
Bazen insana dair büyük hayal kırıklıkları da yaşıyorum. 5 gündür Amsterdam’dayım ve özellikle hava kararınca sokaklardaki insanların bu düşkün, ucuz ve yenilmiş halini görmek bana pek iyi gelmedi. Sokaklardaki esrar kokusundan başım ağrıdı. Hazza bağımlılık insanın başına gelebilecek en zor sınav sanırım.
Müzeleri geziyorum. Van Gogh müzesine bayıldım. Son derece başarılı bir yapı ve organizasyon. Kendisini inatla dünyada tutmaya çalışan, ömrü yoksulluklarla ve ruhsal bunalımlarla geçmiş bir adamın son derece insanî olan yaşam yolculuğunu, onun tabloları üzerinden izlemek büyük bir mutluluk verdi bana.
Kardeşi, yoldaşı Theo’ya yazdığı bir mektupta şöyle diyor: “İnsan yüreği denize benzer Theo; içinde dalgalar ve fırtınalar barındırır, diplerinde inciler vardır.” Hepimiz, bir şekilde o incilere ulaşmaya çalışıyoruz sanırım.
***
Yaşam, büyük umutlardan geriye kalanların toplamıdır. Bize kalanla kavga etmek yerine, onu anlamaya, çamura bulanmış yanlarındaki gizemi çözmeye, güzeli görmeye, kendimizi bize verilmeyenlerle ilgili hırpalamamaya, yazgıya rıza göstermeye gayret etmek gerekiyor. Burası ancak böyle kolaylaşır.
‘Herkes evine dönmek ister.’ ancak kendi evimizi de kurmak zorundayız. Öyle, ya da böyle. Hayatın önümüze çıkardığı yol ayrımlarından en makul olanlarını seçe seçe ilerlemeli, az gidilmiş olanlar da olur. Yeter ki sorumluluk alarak devam etmeli.
İnsanın tüm ilişkilerini gözden geçirdiği, elinde ne var ne yok baktığı, ceplerini kontrol ettiği, bir yere, birine ve dünyaya ait hissetmekte, kendini konumlandırmakta zorlandığı bir dönemde içinde yankısı olan cümlelerle karşılaşmak, tanıdığın yaralarla yüzleşmek gibi hem çok can yakıcı hem de çok sahici. Daha önce gitmediğin bir yolda kendine rastlamak gibi.. Neyse ki o yollar birileri tarafından yürünmüş, ışıklandırılmış ve güvende hissetmenin kapılarını aralamış. Hislerinizi, düşünce ve zaaflarınızı bu kadar net ve şeffaf kaleme alabilmeniz çok kıymetli!