Aklını Dinlemeyen Bir, Kalbini Dinlemeyen Bin

Yaşım yirmi altı. Sana kırk senedir aşığım. Bleda Yaman Canın yanıyor ve aklına gelen ilk kişi o. Oysa yıllar evvel sudan sebeplerle ve haksız yere (çünkü tüm dostların ve terapistin böyle söylüyordu) elini kolunu sallayarak ve bir daha arkasına dönüp bakmayarak çekip gitmişti. Her şey berbat ilerliyordu, seni o en çaresiz halinle, hayatta kimsen kalmamışken terk etmişti. Ama sen bugün canın yandığı için yine onu aramak, teselli etmese bile sadece orada olduğunu bilerek yaşına başına bakmadan uzun uzun ağlamak istiyorsun. Sadece canın yandığında değil; bahar geldiğinde, mezun olduğunda, iş bulduğunda, terfi aldığında, yeğenin doğduğunda, Sezen Aksu albüm çıkarttığında, erikler manav…

Devamını Oku

Yalnızlık ve Tek Başınalık

Bu tek başınalık sevimli değildir. Dayanıklılık gerektirir ve insanın gücünü yıpratır. İsmet Özel Sosyal yaşantılarımızda adım atacak yer kalmadı. Her yer kalabalık, derinlerden gelen bir uğultu var, kimse kimsenin ne söylediğini duymuyor ama herkes konuşmaya devam ediyor: Onu da tanıyorum, bunu da, geçen yaz tatilinde oradaydık, perdecilerin gelini değil mi o, yol geçecek oradan, evet değerlenecek, bize de bekleriz, yüzde yüz burslu bizimkisi, bu adamı da hiç sevmem, haftaya aynı saatte toplanalım yine… Bu uğultulu kalabalık hiç susmaz ve ne kadar tahammül ederseniz, hayatınız üzerinde o kadar tahakküm kurar.  Burada tek çıkar yol; dünyanın, insanın ve hatta kendi zihninizin gürültüsünden kurtulmak;…

Devamını Oku

Anadolu’nun Şiirdeki Gölgesi: Yahya Kemal Beyatlı

Bir gün Yahya Kemal’e “Neydi o eskilerin hayatı acaba? Nasıl yaşarlardı?” diye sormuştum. Gülerek “Gayet basit, dedi, pilav yiyerek ve Mesnevi okuyarak. Medeniyetimiz pilav ve Mesnevi medeniyetiydi.” Ahmet Hamdi Tanpınar Anneye hürmet hususunda aklımıza gelen ilk isimlerden biri olan Veysel Karani hazretleri şöyle der: ‘’Anne sözü dinlemek, insana Peygamber hırkası giydirir’’. Buradan hareketle; Yunus Emre ilahilerini sıcak yuvasında her dem taze tutan, Efendimizin yaşam öyküsü olan Muhammediye’yi serin yaz akşamlarında aile bireylerine makamına uygun bir biçimde okuyan Nakiye Hanım’ın da yavrusu Ahmet Agah’a şöyle bir öğüdü olur: ‘’Oğlum, dünyada iki insanı sev: Peygamber Efendimizi, bir de Sultan Murat Efendimizi!’’. Müslümanların…

Devamını Oku

Canımız Neden Sıkılıyor?

Tüm belalar, yalnız kalma yeteneğimizin olmayışından gelir başımıza. La Bruyère   Tabiata meydan okuyan, uzayda araba uçuran, gezegenlere şehir kurmaya başlayan ve teknolojiyi putlaştıran insanın çaresiz kaldığı bir salgınla baş başa kaldık. Sosyal, doğal, matematiksel ve uygulamalı bilimlerin o destansı birikiminin bize önerdiği tek şey virüsten kaçın ve evlerinizden çıkmayın oldu. Atalarımızın doğada vahşi bir hayvan gördüğünde vermiş olduğu savaş, kaç ya da don tepkileri bugün o muhteşem pozitivist anlayışın bize sunduğu tek çare. Üstün insanın tarih boyunca ilerlemesi, gelişmesi, doğaya hakim olması tam olarak böyle bir şey miydi? Birbirinden kıymetli bilim insanlarımız elbette ki Koronavirüs salgınına karşı laboratuvar ortamlarında…

Devamını Oku

Koronavirüs’ün Travmatik Etkilerini Önleme Yolları

Toplulukların ve fertlerin karşısına bazı zamanlarda büyük sınavlar çıkar, aşılması güç gibi görülen engeller, çözümsüz duran sorular. Bu zorluklar bazen savaş, salgın hastalık, doğal afetlerden kaynaklanırken bazen de görece daha basit ve şahsi olaylardan (boşanma, ayrılık, işsizlik vb.) kaynaklanır. Fakat her iki durumda da insan kendisini büyük bir çaresizliğin ve umutsuzluğun içinde bulur, yoğun bir stres ve kaygı sıtmasına tutulur. Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını düşünen insan bu yoğun stresli duruma karşı atalarından miras aldığı; savaş, kaç ya da donakal taktiklerinden birini uygular ve seçeceğimiz bu taktik bizim nasıl bir hayat yaşayacağımızı ya da bu dünyada nasıl bir iz…

Devamını Oku

Yerleşik Bir Yabancı: Metin Altıok

‘’Ben Metin Altıok, adanmış yüreği imgelerin. Türkçenin gece gezen mahalle bekçisi’’   İzmir’in Bergama ilçesinde 1941 yılında Göçbeyli isimli bir köyde dünyaya gelir Metin Altıok. Orta halli bir ailenin ilk çocuğu. Yaradılış itibari ile içe dönük, çok konuşmayan, çok konuşulmasına tahammülü olmayan, utangaç bir çocuk. Fiziksel olarak yaşıtlarının gerisinde, cılız ve ufak tefek bir görünüme sahip. Metin Altıok’un şiirinde ve kişiliğinde çocukluk döneminde yaşadığı travmaların etkisi büyük. Anladığımız kadarıyla annesi Melahat Hanım çocuklarıyla sağlıklı bir iletişim kuramayan; otoriter, sert, hırslı ve sevgisini göstermeyen bir anne. Yoksulluğun ve memnuniyetsizliğin getirdiği öfkeyle bu olumsuz özellikleri giderek artar. Altıok’un, annesinden çok dayak yediği…

Devamını Oku

Yanlışların Arnavutçası

Sevmek, inanca, insanlık hallerinin en yücesine; korkunun ve keyfin birleşip içindekilerin ayrışmasına artık izin vermeyeceği o yere açılmaktır. Zygmunt Bauman Şehrin zemin katındaki gürültü, tedirgin etmiyor artık kimseyi. Yaşamdan öcünü almaya takati kalmamışların durumu sıradan geliyor hepimize. Yanımızdan geçse, çantamızı toplayıp tedirgin olacağımız esmer tenli çocuklar ölünce kahramanımız oluyor. Kısaca ölüm, bu yüzyılda, insana değer katıyor. Ölümün ayak ucunda öldürmek uyur. Öldürmekle ilk tanışmam ise Tarlabaşı’nda olmuştu. Vaktiyle gayrimeşru işler kovalayan ama bir kıza tutulunca tüm bu yolları bırakıp helal para kazanmaya çalışan Arnavut Selim, evinde ekmeğinde bir abimizdi. Evlendiği hanımefendi nedendir bilinmez evine ve eşine sadık kalamadı. Arnavut Selim meseleden…

Devamını Oku

Acının Birleştirici Gücü ve Durmadan Sırıtanlar

Kederlerde bütün yüzler birleşir Edip Cansever, Günlerden. Dünyadaki sayılı günlerini ölümsüzlüğün formülünü bulmaya ve tabiatı alt etmeye adayan güruhun mensubu olmamak için elimizden ne geliyorsa onu yapmamız gerekiyor artık. Zira bu topluluk yaşamış olduğu anlam karmaşasını ve noksanlığını tabiata savaş açarak, daha fazla üreterek, uzaya askeri üs kurarak çözmeye çalışıyor fakat her seferinde alemin büyüklüğü ve mucizesi karşısında çaresiz kalarak daha da derin bir anlamsızlığın içine düşüyor. Oysa sahip olduğumuz kaynakları âleme hakim olma arzusu yerine, âlemle beraber insana yakışır bir hayat sürmek için kullanabilseydik şüphesiz ki daha yaşanılır bir düzen kurabilirdik. Bu yaşanılır düzenin ilk adımı insanın ölümlü ve…

Devamını Oku

Aşk Acısı Nasıl Geçer?

Gerçek aşk acısı, varlığımızın en temel noktasına yerleşir, bizi en zayıf noktamızdan sımsıkı yakalar ve diğer bütün acılara derinden bağlanarak bütün gövdemize ve hayatımıza hiç durdurulmayacak bir şekilde yayılır. Orhan Pamuk, Masumiyet Müzesi.   Bazı acıların dili vardır, siz istemeseniz bile her fırsatta kendini anlatır. Fakat bazı acılar dilsizdir, susar, sustukça, kendini sakladıkça büyür ve bir ömür boyu iyileşmeden sizinle beraber sonsuzluğa taşınır. Dilsiz acılar hep kalpte açılır, ruhun derinliklerinde. Bazen dilinizin ucuna gelir, anlatayım da üzerimdeki şu yük kalksın dersiniz ama olmaz, ya zayıf görünmekten ya ayıplanmaktan ya da utancınızdan anlatamazsınız. İnsan aşkını herkese anlatmaya meyillidir ama aşk acısını…

Devamını Oku

Huzurlu Bir Ruh İçin Ahlakı Güzelleştirmek

Maddenin ön plana çıktığı yerde mana sessizce çekilir ve geriye sadece anlamsızlık kalır. Şu an dünya üzerinde özellikle genç neslin yaşadığı en büyük sorunlardan biri bu: Anlamsızlık. Ne için, hangi sebepler ve dava uğruna, neye hizmet ettiğini bilmeyen, nereden gelip nereye varacağını düşünmeyen gençlik, büyük bir ruh bunalımında. Günden güne artan ruhsal hastalıklar ve psikiyatrik ilaç kullanım sıklığı bize bir şeylerin ters gittiğini açıkça gösteriyor. Gençlerle çalışanlar ve onları yakından gözlemleyenlerin fark ettiği ilk şey gençlerimizin depresif duygu durumları oluyor.  Depresyonun ağır, orta ve hafif olan türleri vardır, kişinin gösterdiği semptomlara göre bu durum değişir. Fakat bir de neojenik depresyon…

Devamını Oku